Puan vermedi·134 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2026 23:28
Son Kuşlar, birbirinden bağımsız kısa hikâyelerden oluşmaktadır. Kitabı okurken beni en çok şaşırtan şey, Sait Faik’te alışık olmadığım bir deniz tonuna rastlamam oldu. Yer yer, Yaşar Kemal ’in Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana ve Deniz Küstü sünde hissettiğim, kaderle örülü deniz algısı kendini hissettirdi. Ancak deniz burada güçlü bir özne olmaktan çok bir fon olarak kullanılmış; anlatının odağında daha çok insanın kendisiyle ve çevresindeki insanlarla kuramadığı uyumsuz uyum yer alıyor. Son Kuşlar’da ne olaylara tam olarak vakıf olabiliyor ne de kişilerle sahici bir bağ kurabiliyorsun. Mekânlar ve insanlar, sanki bir arabanın içinden yanlarından hızla geçip gitmişsin hissi bırakıyor; kitap bittiğinde geriye net bir hikâye değil, dağınık görüntüler kalıyor. Yazar, okurla konuşmaktan çok kendi kendine konuşuyor gibiydi. Belirgin bir iç çatışma hâli var ama bu çatışma bana geçmedi. Bu yüzden bu denemeyi sevmedim. Okurken, sanki benimle küs olan biriyle zorla hasbihal ediyormuşum hissi oluştu. Kitaptaki dağınıklık ve okurla kurulamayan bağ için eleştiri getirirken, acaba haksızlık mı yapıyorum diye düşünürken, yazarın şu sözlerinde bunun neredeyse açık bir itiraf olduğunu hissettim. Sait Faik Abasıyanık şöyle diyor: “Ne yapayım, benim zanaatım da bu; yazı yazmak. Yazı yazıp ekmek yemek. Yazmak demek aklıma ne gelirse kâğıda geçirmek değil elbet. Ama ben aklıma ne eserse yazan cinsindenim; ne yapayım?” Okurla değil, kendi iç sesiyle konuşan bu metinlerde ben de aynı doyumsuzluğu hissettim. Belki bu yüzden Son Kuşlar, benimle barışamayan bir yazarla yapılan zoraki bir sohbet gibi kaldı. Son Kuşlar, yazının bile yazarı doyurmadığı bir yerde, okurun da doyamadığı bir kitap olarak kaldı.
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,1bin okunma
·
73 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.