·517 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Şubat 2026 22:03 Ahhh, Jack London. Dünyaya gelmiş ve gitmiş güzel insanlardan biri. Cedric’in tabiriyle, ‘üzümlü kekim’.
Bitmesini istemediğim çok az kitap oldu. Bu roman da onlardan biriydi. Burjuva toplumunun ne kadar korkak, kalıplarının dışına çıkmadan, çıkmadığı gibi başkalarını da o kalının içine sokmaya çalışan, o kalıba girmeyeni de dışlayıp ötekileştiren lanet varlıklar olduğu gerçeğini zaten bildiğim halde yine de tokat gibi yüzüme çarptı London. Bir insan neden olmadığı biri gibi davranmak ister, hiçbir zaman anlayamadım. Toplumun sevgisini kazanmak için mi? Böyle davranınca insan daha mı mutlu oluyor? Olmaz olsun böyle sahte sevgiler…
Bir de fakir toplum var tabii. Onları daha çok seviyorum. Ama onların da kusurları var tabii. Zaten, kusursuz insan yoktur ki. Sokağa çıkıp; ‘ben kusursuzum.’ diyen biri olsa, eminim sokaktaki birinden bir tane sağ kroşe yer, oturur aşağıya. Bu fakir toplumun nesini seviyorsun derseniz; içtenliğini, enerjisini, yaşama azmini, bir şeyler başarma hırsını seviyorum. İşte bu tip insanlar daha uzun yaşar.
Kitap ile ilgili çok fazla söze gerek yok. Çünkü okurların neredeyse yüzde 80’inin eline alıp en azından bir kere okumuş olduğu bir kitap. Benim gibi aciz bir insan bu kitap hakkında ne diyebilir ki. Tek düşüncem şu oldu kitabı kapatınca. “Biz ne için yaşıyoruz? Ne için çabalıyoruz? Fakir olanlar mutlu bir hayat için çabalıyor. Bazılarımız zengin olmak için, çoluğuna çocuğuna güzel bir hayat bırakmak için çabalıyor. Peki; buna değiyor mu? Velev ki zengin olduk; ne olacak şimdi? Zengin olmak için harcadığın enerji şimdi yok oldu. Paran var; ama ne o parayı harcayacak zamanın, ne de enerjin var. Ömrün kısaldı. Dünya malı için ömrünü feda ettin. Sevmediğin işlerde çalıştın belki de; sırf daha fazla para kazanabilmek için. Çoğumuz sevmediğimiz işlerde kendimizi ziyan ediyoruz. Çoğumuz yeteneklerini fark edemeden bu dünyadan göçüp gidiyor. Yazık, çok yazık. Bakış açımızı değiştirip, kendimizi sevmeye başlamalı, sevdiğimiz şeyi yapıp şu kısacık ömrümüzü doyasıya yaşamalıyız. Tabii bunu söylüyorum ama; kendimde bunu yapacak cesareti bulabilecek miyim acaba?
Ruth’a çok sinirim bozuldu; kalıbının dışına bir türlü çıkamadığı için. Sevgisine öncelik vermediği için. Karşısındakine tasma takıp gezdirmeye çalıştığı için. Karşısındakini kendisi gibi bir kalıba sokmaya çalıştığı için. Ve maalesef ki Ruth gibi insanlar her yerdeler.
Benim gene çenem düştü. Normalde kısacık bir inceleme yazmayı planlıyordum ama yazdıkça yazasım geldi. Muhtemelen çoğu insan sıkılıp bu kadar yazıyı okumayacak, boşu boşuna kendimi yormuş oldum. Buraya kadar okuyan okur kardeşim; hakkını helal et, olur mu ?
Keyifli okumalar dilerim.