Öncelikle Lermontov'un hayatına baktığınızda Zamanımızın Bir Kahramanı kitabı ile örtüşen otobiyografik öğeler bulabilirsiniz. Yazarın hayatını detaylı alıntıladığım bu gönderiyi okuyabilirsiniz. #295803373
Zamanımızın Bir Kahramanı, Peçorin'in Kafkasya maceralarının bir anlatımıdır. İlk bölümün açılışı "Bela" dan sonra Kafkaslar diyarının güzellikleri betimlenir ve gezgin anlatıcı, araya girip şöyle der: "Sanırım siz Bela'nın öyküsünün sonunu öğrenmek istiyorsunuzdur. Önce şunu söyleyeyim size, yazmakta olduğum bir öykü değil, gezi notlarıdır. Dolayısıyla, yüzbaşı (Maksim Maksimiç) öyküyü yolculuğumuzun neresinde anlattıysa ben de orasında anlatmalıyım. Bu yüzden ya bekleyeceksiniz ya da birkaç sayfayı okumadan çevireceksiniz. Ama bunu önermem size.." Buradan anlaşılacağı gibi Lermontov, doğa ve insan meselelerini birbirinden ayrı tutmuştur.
Romanın anlatıcısı gezgin bir yolcudur. Yolcu, Yüzbaşı Maksim Maksimiç ile seyahat ediyordur. Maksim Maksimiç, sohbet sırasında arkadaşı Teğmen Grigoriy Aleksandroviç Peçorin'i anlatmaya başlar. Peçorin, gözüne kestirdiği Çerkez kızı Bela'yı kaçırtmış ve Bela'ya sahip olma arzusu ile onunla ilgilenmiştir zamanla Bela da onu sevmiştir ancak sonra Peçorin, Bela'dan sıkılıp, uzaklaşmaya başlamıştır. Tam bu sıkılma zamanlarında Bela'nın başına bir kötülük gelir ve ölür. Eğer ölmezse Peçorin'in onun bırakması ile yıkılacaktır. Bela'nın ölmesi ile Peçorin, hasta düşüp zayıflamış sonra da Maksim Maksimiç'le yollarını ayırıp Gürcistan'a atanmıştır. "Bela" olayında Peçorin' in erkeklere özgü rekabet ve kurnazlığı, kadınlara sahip olma arzusu ile birleştirilmiştir. Peçorin, ilk başlarda Bela'yı elde edene kadar onunla fazlaca ilgilenmiş, daha sonra sıkıldığından dem vurmuştur.
İkinci bölümde gezgin yolcu ve Maksim Maksimiç yeniden bir handa karşılaşırlar ve Peçorin'in de yakınlarda olduğunu duyarlar. Maksim Maksimiç, Peçorin'in uşağı ile haber gönderir. Eski dostu olduğunu handa kendisini beklediğini iletir. Yaşlı Maksimiç bütün gece bekler ancak Peçorin, gelmez. Ertesi sabah Peçorin, fiyakalı kupa arabası, kaliteli giysileri ile görünür. Oldukça soğuk bir el sıkışmadan sonra hemen dönmesi gerektiğini söyler. Maksimiç üzülmüştür hemen ayrılmayalım yıllardır görüşmedik yemek yiyelim dese de Peçorin oralı olmaz, acelesi olduğunu söylerken uzaklaşır. Maksimiç arkasından bağırır. Bende bazı kağıtlarınız vardı onları ne yapayım der, Peçorin'de ne isterseniz yapın der ve gider. Maksimiç burada dost sandığı kişinin dost olmadığını görür. Çok fazla üzülüp öfkeye kapılır ve Peçorin'in defterlerini anlatıcı gezgin yolcuya vererek yolcudan ayrılır.
Romanın bundan sonrasında sadece anlatıcı olan gezgin yolcu kalır. Peçorin'in öldüğünü öğrenmiştir ve ufak bir önsözle ondan kalan defterleri kendi adı ile yayınlayacağını, onu sadece bir kere yolda gördüğünü, dostu olmadığını, defterleri okurken Peçorin'in kişisel zayıflıklarını, hatalarını ortaya döken içtenliğine inandığını söyler ve şunu ekler: "Peçorin'in kişiliğiyle ilgili benim düşüncelerimi öğrenmek isteyecek okurlar olacaktır belki. Onlara cevabım kitabın adıdır." Peçorin'in defterlerinde üç bölüm karşımıza çıkar. Bu defterleri düzenleyen, Peçorin'in deneyimlerini toparlayan ve basan gezgin yazardır.
1- Taman
2- Prenses Meri
3- Kaderci
"Taman" Peçorin'in bir taşra kasabasına yaptığı ziyaret ve orada yaşadığı neredeyse ölümüyle sonuçlanabilecek olaylar, yerli bir kaçakçı grubu, kör çocuk, onun güzel kız kardeşi, yaşlı annesi ve kötü ruhlu Yanko ile bağlantılıdır. Bu karakter kadrosu yoğun tutkular ve esrarengiz işlerle dolu hikayenin niteliğini yansıtmaktadır. Bu bölümün bir anlamı olmalıdır fakat bunun ne olduğuna ya da ona nasıl tepki vereceğimize ilişkin bize herhangi bir ipucu verilmemektedir ve Peçorin'in kendisi de olayları yorum katmadan anlatmakla yetinir. Peçorin ile birlikte biz de kendimizi tamamıyla olaylardan oluşan ve sürekli heyecan dışında bir anlamı olmayan karmaşık bir entrikanın içinde buluruz. Bölümün son satırlarında ise farklı bir tavrın işaretleri vardır: "Yaşlı kadınla kör çocuk ne oldular, bilmiyorum. Benim gibi yolcu bir subayı, üstelik görev belgesiyle yolculuk eden bir subayı insanların sevinçleri, kederleri ne ilgilendirirdi!" Burada görülen hikayedeki endişelerden aniden sıyrılmadır.
Kitabın en uzun bölümü olan "Prenses Meri" dir. Peçorin ile Meri'nin ilişkisinin ele alındığı bu bölümde Peçorin, Meri'nin dikkatini çekmek ve kalbini kazanmak için oyunlar oynar. Diğer tarafta ise eski sevgilisi Vera vardır. Vera'ya ulaşmak için de Meri'yi kullanıyordur. Bu bölümün ana karakterlerinden biri de Gruşnitski adında bir erdir. Bence Gruşnitski, Peçorin karakterini en çok etkileyen kişilerden biridir. Gruşnitski, Peçorin'in baştan çıkarma isteğinin kaçınılmaz rakibi olarak karşımıza çıkar. Peçorin, Gruşnitski'yi manipüle ederek Prenses Meri'ye ulaşmaya çalışır. Peçorin'in Gruşnitski'nin bir nüktesini tekrarladığı ilk karşılaşmalarından itibaren bir taklitin işaretleri verilmektedir. Peçorin söz konusu nükteyi ilk söylenildiğindeki etkisini yok edecek şekilde değiştirirken, genel olarak Gruşnitski ile dolaylı bir ilişki içine girer.
"Sevgili dostum, insanları hor görmemek için nefret ederim ben onlardan, yoksa iğrenç bir komedi olurdu hayat." GRUŞNİTSKİ
"Sevgili dostum, onları sevmemek için hor görürüm ben kadınları, yoksa çok bayağı bir melodram olurdu hayat." PEÇORİN
Peçorin burada Gruşnitski'nin kendisininkine benzeyen tavrını ortaya koyarak alaycı bir eda ve hoşnutsuzlukla aralarındaki mesafeyi ölçmektedir. Gruşnitski Peçorin'in bir kopyasıdır: Peçorin, ulaşmak istediği hedefleri için onunla birleşir. Ancak Gruşnitski'nin birdenbire suç ortağından saf bir kurbana dönüştüğü düello sahnesi aralarındaki anlayış farkının göstergesi olur. Peçorin'in Gruşnitski hakkındaki yorumu da bu anlamı doğrular niteliktedir. "Gruşnitski insanları tanımaz, onların zayıf yanlarını bilmez, çünkü ömür boyu yalnızca kendisiyle ilgilenmiştir." der.
Son bölüm "Kaderci" de ise Peçorin, üsteğmen Vuliç ve bazı arkadaşları ile "Bir insan hayatını istediği gibi yönlendirebilir mi, yoksa her birimiz için önceden belirlenmiş bir alınyazısı var mıdır?" sorusunun cevabını ararlar ve bunun için bir tabanca ile deneme yaparlar. Vuliç alnına dayar ama tabanca patlamaz. Oysa Peçorin onun yüzünde ölüm alemetleri görmüştür, tabancanın patlamaması herkesi şaşırtır. Alınyazısının olduğuna inanılır. Ancak olayın akşamı Vuliç Kazak bir sarhoş tarafından öldürülür. Vuliç bir sarhoşla konuşma cesaretini denemede ölmediği için göstermiş ve hayatını kaybetmiştir.
Peçorin karakterine ayrıntıları ile bakacak olursak o, kalbinin ve mantığının tam tersi hareket eden, hiçbir şeyi unutmayan, kötücül, özverisiz, alaycı, kendi zevkleri için başkalarının duygularını arsızca sömüren ama asla kalbi doymayan, her şeyden kuşku duyan, geleceğinden umutsuz, topluma uyum sağlayamayan, bencil, umursamaz, yaşamı hiçe sayan, sürekli canı sıkılan, özgürlüğüne düşkün, kendini beğenmiş, hiçbir şeye körü körüne inanmayan, her zaman tedbirli, çelişkili duyguları, içsel çatışmaları ile tam bir anti-kahramandır. Ancak Lermontov, kahramanını şöyle savunur. "Zamanımızın Bir Kahramanı bir tek kişinin portresi değildir; kuşağımızın gittikçe artan kötülüklerinden yaratılmış bir portredir." Bana göre de Peçorin, ne kadar kötücül gibi görünürse görünsün içinde çok derin ve incinmiş bir karaktere sahipti. Sürekli alay edilmiş, anlaşılmamış, ondan hep kötülük beklenmiş, sevilmemiş, gururu ile oynanmış ve sonunda en güzel duygularını içine gömüp saklamayı öğrenmiş ve aslında kendine çocukluk ve gençlik yıllarında nasıl davranılmışsa o da başkalarına öyle davranmayı seçmiştir. Bu alıntı ile belki onu daha iyi anlayabiliriz. #295612934
İnanın hayatta Peçorin karakterinden daha da kötüleri var. Onların yanında Peçorin, bana oldukça masum geldi. Şunu da söylemeliyim ki Peçorin'in içinde merhamette bulabilirsiniz. (Bela öldüğünde, Vera onu terkettiğinde, Meri'nin kalbini kırdığında, Gruşnitski'yi düelloda öldürdüğünde, Vuliç'in ölümünde) bunların hepsinde onun kalbinin acıdığına şahit olabilirsiniz.
Son olarak Peçorin için şunu söyleyebilirim.
"O kadar çok acı çekti ki sonunda bütün duygularını kaybetti."
Kitapla kalın.
Peçorin, ruhsal olarak sakat doğmamıştı kuşkusuz. Tanrı ona keskin bir zekâ, duyarlı bir kalp ve çelik gibi bir irade vermişti. Yararlı coşkulara, insancıl duygulara her zaman açıktı yüreği. Günlüğünü okuduğumuzda, onu düş kırıklıklarına, yalnızlığa, yaşamı hiçe sayışa ve bencilliğe iten nedenlerin yanında, elinde olmadan yıkımına neden olduğu insanlar için derin acılar çeken zavallı, yalnız bir adamın acılı çığlıkları da duyulur.
Peçorin, soylu duygulara ve insancıl ilişkilere yabancı bir insan değildi. Ancak her çatışmada, iyi adına ne varsa son tahlilde yerini acımasızlığa bırakıyordu. Bela, Prenses Meri, Gruşnitski, Maksim Maksimiç ve kaçakçıların, şöyle ya da böyle hayatlarına girmiş ve çoğunun yaşamlarını altüst etmişti.
Bir yandan hayata ve kendine karşı tiksinti duyarken, öte yandan yaşamın peşinden koşuyor, izlenimlerini hırsla yakalamaya çabalıyor, çekiciliği karşısında kendinden geçiyordu, içinde arzu ve tutkuların bir çeşit dipsiz uçurumunu taşıyor, hiçbir
şeyle tatmin olmuyordu.
Lermontov - Profil Sayfa/ 33