"Sisifos Söyleni" Albert Camus’un 1942 yılında, “Yabancı” adlı romanıyla aynı yıl içerisinde yayımladığı felsefi bir deneme kitabıdır.
1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layik görülmüştür.
"Sisifos" ismi Yunan mitolojisinden gelir.
Sisifos ölümlülerin en bilgesi ve en uyanığıydı. Başka bir söylentiye göre de haydutluğa eğilim gösteriyordu. Yeraltı Dünyası'nda sonsuza kadar, Tanrıları kızdırması onları kandırması sonucunda, Tanrılar tarafından büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya cezalandırılmış bir kraldır.
Tam çıkardığı sırada taş aşağı yeniden yuvarlanıyor, taşın ardından bakan Sisifos aşağı inip tekrar taşı çıkarmaya çalışıyordu. Bu durum umutsuzluğu simgelese de, Camus bu olaya farklı bir bakış açısı sunar.
Camus'a göre bu durum döngüyü trajik yapan kahramanın her deneyişinde tekrar düşeceğini bile bile taşı çıkarmaya gayret etmesidir.
Sisifos'un bu çabasını, kendi düşünceleri ile absürtizmin merkezine koyar. Başına gelmiş bu saçma durumu, kendisine bir amaç olarak belirlemiştir ve sorumluluğunu bir yaşam amacı olarak benimsemiştir.
Sisifos bir sıkıntının başlangıcıdır. Camus bu eserinde ona bir anlam yüklemiştir:
•“Uyumsuz Bir Uslamlama”
•“Uyumsuz İnsan”
•“Uyumsuz Yaratım”
•“Sisifos Söyleni”
adlı dört ana başlık altında “uyumsuzu” irdelemiş, nihayetinde Sisifos’a mutlu bir çehre çizmiştir.
Kitap bir yargı cümlesiyle başlar:
"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: İntihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." Yaşamı ve intiharı sorgularken, saçmayı, başka bir deyişle uyumsuzu anlatır. Camus eserinde intiharın, hayatın yaşamaya değer oluşundan ve bir amaç arayışı gibi konulara yer veriyor.
Yazar kendi düşünceleriyle birlikte, Kierkegaard’dan, Kafka’ya, Dostoyevski’den Chestov’a, Nietzsche'ye kadar birden çok düşünürü ele alır. Ve bunları hem kendi düşüncelerini hem de diğer filozofların görüşleriyle birlikte kaleme almıştır.
Yazarın asıl önemli mesajı: "Madem kendi isteğimiz dışında geldik bu dünyaya, öleceğimizi kabul ederek geçirmeliyiz bu hayatı" der. Asıl başkaldırı hayata karşı değil, intihara karşıdır. İntihar bir boyun eğmedir çünkü intihar bir kabullenmenin sonucudur.
Bir varoluş kendini uyumsuz bir şekilde ifşa ettiği sırada, içinde biriken o ışık tepeyi aşmak ve aydınlatmak için trajik bir eylem olarak kalacaktır.
Camus'a göre, "Yaşam her şeye rağmen direnmek, gerçekle yüzleşip kabullenmek olduğunu savunur. Hayatta bir anlam yoktur ancak buna rağmen hayat yaşanılmaya değerdir." der. Yoruluruz, uğraşırız ve bir şeyleri düzenene sokmaya çalışırız. Ama çoğu zaman başa döneriz. Yine de durmayız. Çünkü içimizde her zaman bir anlam arayışı vardır. Camus'un absürtizmi bu arayışta anlamsızlık arasında bir gerilim yaratır. Ona göre hayat anlamsız olabilir. Ama bu gerçeği kabul etmek bir yenilgi değildir. Aksine bu farkındalık bizi özgürleştirir. İnsan hayatın anlamını dışarda bulmanın aksine, insanın içinde ve yaptığı seçimlere bağlıdır.
Peki bizler de, "Sisifos gibi mi yaşamalı yoksa tüm üzüntüleri, mutsuzlukları hayatımıza alarak uyumsuz mu olmalıyız ?" Bu sorunun cevabı hepimizin içinde gizli bir sır gibi saklı.
Cevap olmaya cesaretimiz var mı ya da bu sorunun cevabı her ne olursa olsun, kendimizle yüzleşmemiz gerekir mi?
Kim bilir...Belki de...
“İnsan da, yaşam da saçmadır; boşunadır, rastgeledir, sağlam hiç bir şey yoktur; ama yine de yaşamak gerekir.”
•open.spotify.com/track/403vzOZN0...
•youtu.be/zug1B8DSkWw
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 201511,3bin okunma