Puslu Kıtalar Atlası okurken yazarın bilgi birikiminin oldukça dolu olduğunu size hissettiren kitapların en güzel somut örneklerinden biri olabilir.
Günümüze kadar ne yazık ki ulaşamamış tarihi İstanbul yarımadasının betimlemeleri bir kenara dursun yazarın oluşturduğu olayların birbirini izlemesi ve karakterlerin bir esnada birbirlerine dokunması benim çok hoşuma gitti. Eser en başta 'bu kitap nereye gidiyor?' dedirtecek bir şekilde ilerliyorken sonlara doğru 'tamam da sonuç bu mu?' dedirtiyor. Son sayfalarında ise şahsen yaşadığım ters köşe oldukça bana zevk verdi çünkü kitap beklenenin aksine tarihi fantastik bir kurgu kitabından ziyade felsefi bir yapım ve sorgulanan şey varolmak düşünene mi ait düşünülene mi?
Kitabın ortalarında biraz kendini belli etse de -Spoiler- sonlarına doğru kitabın aslında adından anlaşılır şekilde puslu katman katman bir olay örgüsü olduğunu görebiliyoruz, yazar sonunu açık bırakmış ki pus dağılmasın. Benim yorumum şöyle olacak:
Kitabın sonunda Bünyamin babasının ona verdiği kitap olan Puslu Kıtalar Okyanus'unun son sayfasını açtığında babasının düşleri tarafından oluşturulan bir dünyada oğlu olarak varolduğunu görüyoruz. Bundan öncesinde Uzun İhsan Efendinin onu ve yanındaki döşekte uyuklayan adamı izleyen tüccara şöyle dediğini unutmayalım 'Onu ben düşledim, o da sizin dünyanızı ve sizi düşlüyor' buradan anlamamız gereken şey şu ki dünyalar katmanlardan oluşuyor ve varoluşların sebebi bir hiyerarşik düzene bağlı olmasına rağmen birbirleriyle sıralarından bağımsız bir şekilde ilişkiye girebiliyorlar, örneğin: Düşünün düşü olan Tüccarın, varolmasına sebep olan kişiyi düşünde pencereden görmesi gibi veya Bünyaminin uyandırdığı hancı uyandığında Bünyamini görmemesine rağmen Tüccarın aynı yerde Bünyaminle sohbet etmesini söyleyebiliriz.
Gerçek dünya yok mu? Var. Uzun İhsan Efendinin oğluna bıraktığı notta büyük dayısı Arap İhsan Efendinin gerçek hayatta öldüğünü fakat oğluna onu göstermek istediğini yazdığını biliyoruz. Roman boyunca olaylara sebebiyet veren Uzun İhsan Efendinin düşlerinin gerçek dünya dediğimiz yerlerden kişiler barındırdığını biliyoruz.
Sonuç olarak: Beklediğimden farklı, dili akıcı, betimlemeleri çarpıcı, sonu düşündürücü, kendine has güzel bir kitaptı. İhsan Oktay Anar'ın apış arası betimlemelerini bir kenara bırakacak olursak Türk edebiyatındaki en kendine has yapıtlardan biri olduğunu söylersek yanılmayız.
Teşekkürler. Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar