NEDEN Mİ ? AHİRET HAYATI, DÜNYADA KAZANILIR
Dünya hayatı oyundan, eğlenceden, süslenmekten, insanların birbirlerine karşı övünmelerinden, mal ve çocuk sahibi olmaya çalışmaktan ibaret olmamalıdır. Zamanımız insanlarının çoğunda olduğu gibi, beşeriyetin bütün gayreti bunlardan ibaret olursa insanlık, bir hiç demektir. Halbuki insanlığın, insan olmanın husûsî bir manası vardır. İnsanın çalışmaları; ebedi saadete erişecek, âhiret nimetlerini kazandıracak şekilde başlayıp gelişmelidir. Bu çalışmaların icra yeri de yine dünyadır. Son devirlerde Müslümanların kimisi, dünyasız âhiret kazanılır zannediyor, kimileri de âhireti, dünya işlerine mâni olarak telâkki ediyor.
Dünya hayatından başka bir şey düşünmemek, nefsin zevklerine ve eğlencelerine zebun ve esir olmak demektir. İnsan, bu hâle düşmekten kendini muhafaza etmelidir. Bundan dolayı, insan her bir uzvunun bir gayesi, bir 'mâ hulika leh'i (yaratılış maksadı) bulunduğunu düşünmelidir. Her uzvu bu gayede kullanabilmek, kulluğun, insanlığın kemal mertebesidir. Mesela ağzımız, vücudumuza lâzım olan gıda ve şifa maddelerinin giriş yeri ve sözlerin çıkış yeridir. Ağzımızı hiçbir vazife için kullanmazsak zulmetmiş oluruz. Bununla beraber aynı ağzın kötü şekilde kullanılması da kâbildir. Vücudumuza faydalı ğıda ve şifa maddeleri yerine zararlı maddelerin alınması için kullanılırsa şüphesiz hata edilmiş olur. Bunun için İslâm'da her uzvun yaratılış maksadı tayin olunmuş ve o uzvun o gayede kullanılması, meşrů ve hattâ ibadet gibi görülmüştür. İslâm dininde zühd ve takvânın manası, nefse eziyet etmek değil, nefsi, dünya hayatına esaretten kurtarıp ebedî maksatlara yöneltmektir.
Birçok kimseler, dünya hayatının kısa sürede biteceğini düşünmez, uhdesine düşen vazifeleri îfâda bulunmaz, nefsinin hevâsına tabi olarak muvakkat bir zevk ve safânın esiri olur. Bu cihetle dünya, kendisini aldatmış, kendisini ebedî bir saâdetten mahrum bırakmış bulunur. Halbuki âhiretteki yüce nimetler, dünyada iman ve ahlâk sahibi olup dünyası için âhiretini feda etmeyen zâtlara mahsustur.