Gönderi

Sevdiğin Kişiyi Kafese Hapsetmek.
9/10
·377 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 20:54
7 ciltlik serinin beşinci kitabının da sonuna gelmiş bulunmaktayım. Serinin önceki kitaplarındaki o geniş salonları, deniz kıyılarını, kalabalık davetleri unutuyoruz bu kitapta. Artık kapıları kilitliyoruz, perdeleri çekiyoruz. Serinin beşinci kitabı Mahpus ile birlikte edebiyat tarihinin en boğucu, en takıntılı ve en klostrofobik "ev hayatına" giriş yaptık. Ayrıca eğer modern psikolojide "toksik ilişki" diye bir ders olsaydı, bana göre bu kitap kesinlikle ders kitabı olarak okutulurdu. Şimdi, önceki incelemelerde de yaptığım gibi bu kitabı da bölümler halinde incelemek istiyorum, söyleyeceğim çok fazla şey var çünkü. O halde kitabın atmosferi ile başlayalım. Baştan uyarayım, ufaktan spoilerlar mevcut. 1) "Altın Kafes" Kitabın adı Mahpus, ama asıl soru şu: Kim mahpus? Albertine mi, yoksa onu eve kapatan anlatıcı mı? Anlatıcımız, kıskançlık krizleri yüzünden Albertine’i Paris’teki evine (annesinin evine) yerleştirir. Amacı onu "gözünün önünde" tutmaktır. Neredeyse tüm kitap evin içinde geçiyor. Dışarıdan gelen sesleri duyuyoruz (sokak satıcıları, arabalar), ama dışarıyı göstermiyor yazar bize. Okurken bu sebeple bazı yerlerde nefesim daraldı. Odanın havasızlığını, şüphenin ağırlığını en yoğun duygularla hissettim. Proust bu atmosferi o kadar başarılı kurmuş ki, "Bir pencere açın!" diye bağırmak istedim. 2) Kıskançlığın Anatomisi: "Dedektiflik Oyunu" Anlatıcı, Albertine’i sever mi? Tartışılır. Ama ona sahip olmak ister. Onu bir nesne gibi kontrol etmeye çalışır. Albertine dışarı çıktığında (tabii ki anlatıcının izin verdiği şoförle), anlatıcı evde senaryolar yazar. "Nereye gitti? Kime baktı? O cümleyi neden kurdu?" Albertine sürekli yalan söyler (veya anlatıcı öyle sanır). Her yalan, anlatıcının zihninde yeni bir evren yaratır. Proust burada şunu gösterir: Kıskançlık, hayal gücünün en vahşi halidir. Bu kısımları okurken bazen anlatıcıyı sarsıp, "Yahu sal kızı, kendine de eziyet ediyorsun, ona da!" demek istedim. İnsanın kendi zihnini nasıl bir cehenneme çevirebileceğinin kanıtıdır bu kitap. 3) Uyurken Albertine: Kitabın en ünlü, en şiirsel sahnelerinden biri, anlatıcının Albertine’i uyurken izlediği bölümdür. Neden uyurken? Çünkü sadece uyurken Albertine yalan söyleyemez. Sadece uyurken kaçamaz, bakışlarını başkasına çeviremez. Sadece uyurken tamamen "onun" olur. Proust burada "nesneleştirme"nin zirvesine çıkar: "Uyuyan bir kadın, elimizde tuttuğumuz bir bitki gibidir." Bu hem çok estetik hem de çok ürkütücü bir sevgidir. 4) Bergotte ve "Sarı Duvar" Bu boğucu kıskançlık krizlerinin arasında, kitabın (ve sanat tarihinin) en efsanevi sahnelerinden biri patlak verir. Yazar karakteri Bergotte'un ölümü. Bergotte, hasta yatağından kalkıp Vermeer’in Delft Manzarası tablosunu görmeye gider. Tablodaki "küçük sarı duvar parçasına" bakarken sanatın mükemmelliği karşısında büyülenir ve orada ölür. Proust burada şunu fısıldar: Hayat geçicidir, aşklar yalandır, kıskançlıklar boştur; geriye kalan tek hakikat sanattır. Bergotte ölür ama kitapları vitrinlerde yaşamaya devam eder. 5) Yeni Bir Müzik: Vinteuil’ün Yedilisi İlk kitapta Swann’ı aşka düşüren o meşhur "Sonat" vardı ya? Burada onun bestecisi Vinteuil’ün daha karmaşık bir eseri, bir Yedili (Septet) ortaya çıkar. Anlatıcı bu müziği dinlerken, Albertine ile yaşadığı o dar, hastalıklı dünyadan sıyrılır. Müzik ona, insanların birbirini asla tam olarak anlayamayacağını, iletişimin tek yolunun sanat olduğunu hissettirir. Anlatıcının şüpheleri bazen o kadar tekrara düşüyor ki, "Tamam anladık, kıskanıyorsun!" dedim. Ama Proust’un amacı da budur: Seni o döngünün içine hapsetmek. Albertine’i evde tutmak için de onu hediyelere boğar. Fortuny elbiseler, kumaşlar, aksesuarlar... Dönemin modasına dair müthiş detaylar vardır. Spoiler vermeyeyim ama kitabın sonlarına doğru, bu "evcilik oyununun" sürdürülemez olduğu anlaşılır. Yay gerilir, gerilir ve sonunda kopar. Son olarak bana göre Mahpus, aşkın en bencil, en karanlık yüzüdür. "Sevdiğin kişiyi kafese kapatırsan, o kişi artık sevdiğin kişi olmaktan çıkar, senin mahkûmun olur.
Edebiyat
MahpusMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20231,482 okunma
··
108 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.