Stefan Zweig bu kısa metinde aşkın kendisini değil, insanın kendi içinde yarattığı aşk yanılsamasını anlatıyor. Erika’nın yaşadığı şey bir insana duyulan sevgiden çok, o sevginin onda yarattığı anlam duygusuna tutunma çabası. Belki de bu yüzden en acı olan, ortada büyük bir ihanetin bile olmaması. Kimse Erika’yı özellikle yıkmıyor; o, kendi kurduğu duygusal dünyanın gerçeklikle temas ettiği noktada sessizce kırılıyor. Zweig’in en sarsıcı yanı burada ortaya çıkıyor: Bazı vedalar gürültülü değildir. Bazı aşklar yaşanmaz, sadece insanın içinde büyür ve yine orada ölür.