"Ne mutlu Türk'üm diyene!"
M.Kemal Atatürk
Bu söz, bir ırkın ya da soyun değil; bir bilincin ifadesidir.Türklük, doğuştan gelen bir ayrıcalık değil, sorumluluğu ağır bir kimliktir. Adaletle yaşamak, başını dik tutmak, çağdaş uygarlığın üzerine çıkmak için çabalamaktır.
Atatürk bu sözüyle sadece kim olduğumuzu değil, nasıl biri olmamız gerektiğini de tarif etti.Onurla, emekle, akılla ve umutla yaşamak...
Bugün hâlâ bu sözü gururla tekrar edebiliyorsak, o sorumluluğun izinden gidiyoruz demektir. Ve bu dünyada hâlâ umut var demektir.
Son kitap serinin açık ara en güçlü halkasıydı. Olayların ağırlığı, verilen kararların geri dönüşsüzlüğü ve herkesin kendi bedelini ödemesi hikâyeyi gerçekten yukarı taşıdı. Vhalla’nın “her şeyi bitirme” noktasına gelmesi ve Victor meselesi artık kaçışsız bir sona bağlanmıştı; karakterlerin kaçmak yerine yüzleşmesi tatmin ediciydi.
Ama dürüst olmak gerekirse, asıl potansiyel yan hikâyelerde saklıydı. Jax ve Elecia arasındaki gerilim, yazılsa serinin en unutulmaz hattı olabilecek kadar güçlüydü. Sürekli hissedilen ama tam açılmayan bir kimya vardı ve bu bilinçli bir tercih mi yoksa kaçırılmış bir fırsat mı, orası tartışılır.
Genel olarak seri güvenli bir çizgide ilerliyor; büyük riskler almadan tatmin edici bir kapanış yapıyor. Ama bazı okurlar için asıl eksik kalan şey, “olabilecek ama olmayan” ilişkiler ve daha cesur yan karakter gelişimleri oluyor.