Çok sevdiğim, kalemini çok beğendiğim, tarzına özellikle saygı duyduğum bir yazar. O yüzden kitabı pozitif yönde kısaca inceleyeceğim.
Yazarın daha önce en meşhur kitabı Körlük ve diğer kitapları Kabil , Filin Yolculuğu okumuştum. Hepsini de çok beğendiğim bir gerçektir.
José Saramago okumak biraz zor ya da kişiye göre sıkıcı olabiliyor. Çünkü yazarın şahsına münhasır özelliğine istinaden eserlerinde nokta ve virgül hariç noktalama işaretleri yok. Konuşma çizgileri , paragraflar yok. Dümdüz bir yazı şeklinde ilerler tüm kitapları. Yinede ben bu tarzı fazlasıyla seviyorum.
Kitaba gelecek olursak , muazzam bir hayal gücünün ürünü.
Hayatı anlamlı kılan en önemli unsur ölümü konu almış. Yazar genellikle kitaplarında bir felaket senaryosu yazıyor ve sonrasında yaşananlara ışık tutuyor.
Ölümün olmadığı bir dünya sunuyor bize. Başta çok muazzam derecede sevindirici gelen bu olay zamanla nasılda işleri içinden çıkılmaz bir hale getiriyor izliyoruz.
Daha ilk sayfadan ' Hadi canım nasıl olacak ki?' diyorsunuz. Akıyor kitap. Olaylar ölümün bir ülkeyi terk etmesiyle başlıyor. Yaşanan kaos, insanların trajedileri, devletin müdahale şekli ( bu kısımlar güzel eleştiriler barındırıyor ) diğer ülkelerle siyasi ilişkiler vs. kitapta ne ararsak var. Ölümün sadece bir ülkeyle sınırlı olması olayı daha ilginç hale getiriyor. Zira insanlığın kendi vicdanıyla yüzleşmesine tanık oluyoruz. Yada vicdansızlığı diyelim.
Hikayenin başı da sonu gibi şaşırtarak bitiriyor.
Başta da dediğim gibi sevdiğim bir yazarın yine sevdiğim ve etki altında bırakan bir kitabını okumuş bulundum.
Yazarı biliyorsanız bu kitabını es geçmeyin.
Haa ilk defa duyup, şans verecekseniz bu kitapla verin.
Bol kitaplı, bol okumalı günler, geceler, aylar, yıllar...