Stephen King’in yarattığı Chester’s Mill kasabasının üzerinde dev bir şeffaf Kubbe belirir. Roman; meclis üyesi Andy Sanders’ın eşi Claudie ve helikopter hocası Chuck ile başlar. Helikopter kullanmaya heveslendiği esnada Kubbe’nin belirmesi ile helikopter yanarak düşer ve her ikisi de feci şekilde can verir. 800 kişilik bu kasabada kitapta adı geçen +63 kişi ile oldukça karakter sayısı yüksek olup aynı anda nasıl akıcı bir destan okuyabildim ben de bilmiyorum. Galiba buna King sihri deniliyor.
Dale Barbara yani Barbie asker. Irak savaşı gazisi. Aynı zamanda aşçı olarak çalışıyor. Ve bu olağanüstü durum sonrasında Albay Barbara olarak anılıyor. Ama Jim Rennie ile karşı karşıya geliyorlar. Usulsüz işler yapan Jim de bir meclis üyesi. Met imalatı yapıyorlar ve parayı kırıyorlar. Chester’s Mill’de yetkiyi sadece kendinde isteyen Koca Jim, oğlunun yani Junior’ın işlediği cinayetleri de Barbie’nin üzerine yıkmak istiyor. Barbie’nin Kubbe dışından telefon ile iletişim kurduğu Birleşik Devletler Ordusun’dan Albay James Cox dışarıdaki haberleri onlara iletiyor. Hatta Barbie ve arkadaşlarının eziyetli bir hapis süreci oluyor.
Kubbe konusuna gelirsek, finalde de göreceğiniz gibi bir tür uzaylı deneyi tarzında biraz Sai King’in “Şeffaf” kitabını anımsatıyor ama Şeffaf çok basit kalmıştı. İnsanlar bir tür deney hayvanı gibi görülüyor. King’in tipik kozmik korku tarafına göz kırpıyor.(Bana biraz Lovecraft’ı hatırlattı, hatta bu tarz benzetmeler de çok hoşuma gitti okurken). Özellikle Koca Jim, kendi polis ordusunu kuruyor ve bunların yarısı henüz sakalı çıkmamış 16-17 yaşındaki çocuklar. Küçük kasaba serserileri insanları vurmak konusunda gözü kara.
Çocukların gördüğü rüyalar da bu romanı ilginç kılıyor. Balkabağı ve Cadılar bayramı hakkında görülen rüyalar, pembe bir gökyüzü görülmesi, yıldızlar, kasaba dışındaki Amerika’nın tüm bu olaylara bakış açısı derken kendinizi son derece sert, brutal, kozmik bir gerçeklik olarak görünen ama net bir demografik toplumsal çöküşü anlatan sefilliğin içinde buluyorsunuz. Süper Marketin yağmalandığı sayfalarda ise açlık durumu tam anlamıyla oluşmamasına rağmen bencilliğin kasaba halkı üzerinde yarattığı vahşi hayvanvari saldırmaları okuyorsunuz adeta.
Uyarı: Kubbe’ye yaklaşan ve kalp pili olanlar patlayarak ölüyor. Ellerindeki Geiger sayacı ile Julia Shumway (kendisi yerel gazetenin sahibi ve editörü) oğlu ve oğlunun arkadaşları sayesinde Little Bitch Yolu ve meyve bahçeleri tarafındaki esrarengiz gelişmeleri çözüyorlar.
Kubbe yetimleri dedikleri Alice ve Aidan kardeşlerden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Böylesine zeki çocukların varlığı için Tanrıya şükür ettim. En büyük sürprizlerden biri ise kasabanın sarhoşu “Ayyaş Sam”. Kitabın sonunlarına doğru sunduğu çözüm önerileri ile hem mutlu etti hem de başına gelenle hüzünlendirdi.
“Under The Dome” adıyla üç sezonluk bir dizisi de mevcut. Ama dizi ve roman arasında oldukça fazla anlatım farkı var haber vereyim.
Değerli 1000K sakinleri, Kubbe'nin Altında geniş ve kolektif düşünülmesi gereken bir roman olması bakımından zor okunacağı düşünülse de korkunç derecede akıcı. Kendinizi kaptırıp gidiyor ve bir daha mavi gökyüzünü görüp göremeyeceğinizi düşünüyorsunuz. Beni bu inanılmaz kaliteli romanla buluşturan evrensel pırıltılara saygılarımla…Görünmez güçlerin gölgesinde bile birlik beraberlik ve sevgi duygusu içinizden kaybolmasın. İyilikle kalın.