Gönderi

Üstat Cemil Meriç Gözünden Bediüzzaman
10/10
·125 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 17:01
Son zamanların en büyük mütefekkirlerinden Cemil Meriç Hoca'nın ( Cemil Meriç ) değerlendirmesi ile, Bediüzzaman Said Nursi ( Bediüzzaman Said Nursî ) ve Risale-i Nurların ( Risale-i Nur Külliyatı ) günümüz insanı için ne kadar önemli olduğunu anlamama vesile olan bu eseri okurken, sanki karşımda Cemil Meriç Hoca ile sohbet ediyormuşum gibi hissettim ve çok istifade ettim. Sadece Risale-i Nurlar hakkında fikirlerini değil sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi farklı alanlarda da Hocanın başka eserlerinde pek rastlamadığımız düşüncelerine yer verilmesi eserin kıymetini pek ziyade artırmış. Kitabı daha iyi anlamak ve fikir sahibi olunabilmesi adına son bölümde yer verilen "Son Sohbet" bölümünü sizlerle paylaşıyorum. İstifadeli okumalar dilerim... "SON SOHBET Son suallerim ve cevapları şöyle olmuştu: – Bediüzzaman Said Nursî ve eserleri olan Risale-i Nur hakkındaki görüş ve fikirlerinizi öğrenebilir miyim? On yıl evvel Bediüzzaman ve eserlerini tanıyamamanın bedbahtlığı içindeyim. İlk defa, rahmetli Sedat Yenigün bana risaleleri okumuştu. Gençlik Rehberi’ni getirmişti. Fidan gibi, imanlı bir gençti, acı anarşisinin kurbanı oldu. Sonra Muhsin Demirel, Mehmed Paksu ve sizler bana Nurları okudunuz. Büyük bir hürmet ve muhabbetle, ekser risaleleri can kulağıyla dinledim. Bir Türk aydının bu büyük ve ulvî hazineden haberdar olmaması düşünülemez. Bediüzzaman ve eserlerine olan alâkasızlığımız, tam bir yüz karasıdır. Said Nursî, dağ başında vaaz eden bir mürşid. Hor görülenler, her şeyini kaybedenler, mukaddesleri çiğnenenler akın akın ona koştu. Nassların yalçın duvarları arkasından geliyordu bu ses; tarihin içinden geliyordu. Kabuğuna çekilmiş yüzbinlerce insanı canlandırdı. Bu hayali insanlar, o konuştukça gerçekleşti. Yakın tarihimiz tek mücahit tanımıştır: Said Nursî altmış yıl her kahra, her cefaya göğüs gererek mücadele eden biricik dava adamı. Söndürülmek istenen mukaddes ateş, onun güçlü nefesiyle meşaleleşir. Anadolu insanının gönlünde bir remiz olur. Said Nursî, Deccallere meydan okuyan imanın remzi. Karanlıkta bırakılan nesiller, Nur Risalelerini heceleyerek şuurlanırlar. Said Nursî'nin kuvveti yalnız hafızasından, yalnız bilgisinden, yalnız büyük cedel kabiliyetinden gelmiyor. Cesarete susayan insanımız, ananevi irfanının bu pervasız temsilcisinde, asırlardır aradığı ihlâsı, feragati, bir dava uğruna nefsini feda etmek celâdetini de buldu. Said Nursî'nin kitapları tahkiki imanın birer kalesi; kendi gönlümüzden, kendi toprağımızdan fışkıran saf bir kaynak. Said Nursi İslâm irfanının cihanşümul hakikatlerini Risalelerinde toplamış. Üstad, şimşek pırıltıları ile aydınlanan karanlık bölgelerde büyük bir güvenle dolaşıyor. Üslüb kesif ve izahlar inandırıcı. Asırları kucaklayan bir tefekkürün çağdaş idrake seslenişi, yaralanan bir idrake, yabancılaşmış bir idrake. İrfanımızın madde-i asliyesi olan bu fikirleri ne kadar anlayabiliriz? Heyhat; ne bir meselenin kendisine âşinayız, ne mefhumlara. Fakat Said Nursî çok aydınık, çok daha inandırıcı. Tanzimat'tan beri, her hisarı deviren teceddüt dalgası, ilk defa olarak Nur Kalesi önünde geriledi. Bu emekleyen, bu kekeleyen yığın, devrim yobazları için bir yüz karasıdır. Düşünmezler ki, kendi yüz karaları bu. Nurcuları yok farz etmek, gaflet. Nurcular, adalarında kendi hayatlarına devam edebilirler. Ama, kökünden kopmak kimseye mutluluk getirmez. Aydının görevi, fildişi kulesini yıkarak, bu mazlum kitleyi muhabbetle bağrına basmak, acısını anlamaya çalışmaktır. Said Nursi bir kavga adamı. Yalçın bir irade, tâviz vermeyen bir mizaç, tefekkür ve iman kalesi. Bediüzzaman ve eserleri üzerindeki çalışmalar, dikkat çekici olmuştur. İkaz edici olmuştur. Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî gibi eserler, çok iyi çalışmalardır. Risale-i Nurları okumadan ne Türk dili öğrenilebilir, ne de Türk düşüncesi. Risale-i Nurlar bizim milli hazinelerimizdir. – Ülkemiz aydınlarının başlangıcından beri Risale-i Nur'a olan tavrını "korkak, pısırık ve samimiyetsiz" olarak değerlendirmenizin sebebini izah eder misiniz? Aydınların pisliği ve rezilliğidir. Bunlar sahte aydınlardır. Pısırık insanlardır. Hayatlarında hiçbir şeye inanmamışlardır. Sahtekârdırlar. İnançsızdırlar. Her şeyin negatifi vardır onlarda. Tam bir yokluk içindedirler. Örnek yok önlerinde; benzeyecekleri kimse yok önlerinde. Yakın tarihimizde insana kıran geldi. Bu bünyenin, Bediüzzaman gibi bir tefekkür ve iman abidesine tahammülü yok. Bediüzzaman Said Nursi'yi "hayatı ile düşünceleri arasında hiçbir tenakuz olmayan gerçek bir fikir adamı" olarak ifade ediyorsunuz. Bu düşüncenizi de misallerle açıklar mısınız? Nasıl başlamışsa, öyle bitirmiştir hayatını. Seksen küsur senelik ömründe, eserlerine nasıl başlamışsa öyle de bitirmiştir. Hiçbir dünya büyüğüne dalkavukluk yapmamıştır. Bu bizim memlekette çok büyük bir faziletir. Cemiyette hemen hemen herkes, anadan doğma bir dalkavuk olmuş. Bugün türkülerimiz bile pis güfteli olmuş.. Üstadın eserleri, birer ihsan-ı İlahi'dir. Allah'ın ihsanıdır. Bunda ne şüphe var! Bediüzzaman, bu zamanda dinin yenileyicisidir, bir müceddittir. Maalesef, tanınmadan gidiyor. Bugün de, dışarısı tanıyor, biz kendimiz tanımıyoruz. Çok kadirbilmezlik var. Üstad kâmil bir insandır, elbette kemâlat gösterilecektir. - Sizce Bediüzzaman nasıl bir mütefekkirdir? Üstad Bediüzzaman Said Nursî gerçek bir mütefekkirdir. O bir mütefekkirdir; "nasıl"a lüzum yoktur, tasnife lüzum yoktur. Bediüzzaman gibi mütefekkirler her asırda bir gelir. Onun tefekkürüne, bütün eserleri ve yaşadığı hayat seyri en beliğ bir delildir. Üstad şefkatle bağrına basıyor insanı. İçine girdikten sonra, Risale-i Nur hakikatlerini yaşamak kolaylaşıyor. – Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nurlar tefekkür ve düşünce dünyamızda nasıl bir ufuk açtı? Bediüzzaman ve eserleri, bütün cumhuriyet nesilleri gibi, bizim de hakikate kapalı gözlerimizi açtı ve uyandırdı. Hakikatin çok cepheli olduğunu bir kere daha anlamış oldum. Bu hakikati, ancak Bediüzzaman gibi müstesna zâtlar söyleyebilir. Biz ancak hakikati sevebiliriz. Tasvip ve takdir edebilirsek, ne mutlu bize! – Bediüzzaman Said Nursî'nin en çok takdir ettiğiniz hususiyeti nedir? Evvela celâdetidir. Sonra, aynı fikirler üzerinde ısrar edişi. Dönmeden yürüyüşü. Samimiyeti. Bence en mühim vasıfları bunlardır. Bediüzzaman'ın hayatı boyunca uğradığı zulmün ve haksızlığın sebebi ne olabilir? Sebebi gayet basittir: Değersiz insanların, gerçek değerlere karşı duyduğu kin. Nur'a karşı yapılan zulümler namussuzluktur. Bunun başka ne sebebi olabilir? Ziya Paşa ne güzel söylemiş: "Rencide olur dide-i huffas ziyadan." Yarasalar, elbette nurdan, ziyadan ve ışıktan rahatsız olup kaçacaklardır. 1935'ten 1985'e kadar, tam elli yıl, Bediüzzaman, Nur Risaleleri ve Nur talebeleri bin beş yüz defa mahkemeye verilip beraat etmiştir. Bu noktanın kritiğini, izahım yapar mısınız? Tarihte bu meselenin bir örneğine daha hiçbir şekilde rastlanmaz. Bu, hikmet-i İlâhiyedir, takdir-i İlâhidir. Yarasaların gözü ışıktan daima incinir. Yarasa gözü aydınlıktan hoşlanmaz. Karanlığı arar. Bizdeki bazı insanlar da, karanlıktan hoşlanırlar. Hiçbir aydınlığa tahammülleri yoktur. Bu vak'a da eşyanın mahiyeti icabıdır. Bu, ışıkla karanlığın imanla inkârın arasındaki ebedi kavganın yeni bir tecellisidir. – 1935 'ten bu yana Risale-i Nurların ve Bediüzzaman'ın aleyhine yazı, resim, karikatür ve düzmece röportajlar neşreden gazeteler, şimdi de parayla Risale-i Nurların reklamını ve propagandasını yapıyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Mecelle'nin umumi hükümlerindendir: "el-umūru mer-hünun li evkatihim Yani, her şeyin bir vakti vardır. Demek ki, bu hayırlı Nur hizmetinin vakti şimdiymiş. Geç olsun da, güç olmasın. Her şeye rağmen, memnun olunacak bir hadisedir. Demek, küfür kendi kendine pişman oldu veya hücumlarının bir şeye yaramadığımı anladılar. Bir nevi ıslah-ı hal olarak kabul etmemiz ve memnunluk duymamız lazımdır. Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış. İşte, bitti gitti. Her şeye rağmen, çok güzel bir hareket. Bu hareketler bize memnuniyet verir. Geç de olsa, oldu. Küfür nihayet teslim-i silâh etmektedir. – Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Şerif Mardin, yedi yıldır Bediüzzaman Said Nursi ile alakalı çalışmalar yapıyor. Ona Bediüzzaman hakkında çalışmalar yapmasın ilk defa siz tavsiye etmiştiniz, zannederim. Şerif Mardin'le on senedir tanışırız. Kendisi Ebul-Üla hocanın (Mardini) yakın akrabasıdır. Ben, konuyu sadece kendisine hatırlattım. "Yakın düşünce tarihimizle yakından alâkadarsınız. Meselâ, Bediüzzaman'ın hayatı ve eserleriyle neden uğraşmıyorsunuz?" demiştim. Sadece hatırlatmıştım. O da, "Doğru" diye tavsiyeme iştirak etmişti. Böylece çalışmaya başlamıştı. – Türkiye'de, İngiltere, İtalya, Mısır, Suudi Arabistan üniversitelerinde Risale-i Nurlar ve Bediüzzaman üzerine tezler ve çeşitli çalışmalar yapılıyor. Bu konuda ne diyorsunuz? İnsan bir günde zulmetten nura gelmez. "Olma ye's ü ümmid ile hemdem/Alem-i inkılâbdır ålem." Beş dakika sonrası bize ait değildir. İnsan için hiçbir şey mutlak olmamak lazımdır. Beynel-haví ve'r-reca (korku ve ümit ortasında). Mümin her zaman böyle olmalıdır. Alem mütemadiyen değişmektedir. Bu değişen âlem içinde, hiçbir zaman mutlak bir ümit veya yeis söz konusu olamaz. Ümit lazım, fakat mutlak değil... Bu çalışmalar çok güzel bir ümittir. İnsanlar ve zaman değişiyor. İktidarımız, ancak hüsn-ü niyetimizden ibaret olabilir. Ancak niyetimizi ve ihlâsımızı kontrol altına alabiliriz. Bir dakika sonrasını bilmiyoruz. Bu âna göre, bu durum bir güzelliktir. Bugün Risale-i Nurlar ve Bediüzzamanın hayatı, birçok yayınevi tarafından beş dilde, dünyanın muhtelif ülkelerinde ise birçok dünya diline çevrilip neşredilmektedir. Sizin tabirinizle "kendi bağrımızdan çıkan" Nur risalelerinin bu fütuhatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu büyük fütuhat, büyük bir imparatorluğun son sözleridir. Bu hareket, Osmanlı devletinin bir nevi vasiyetidir. Bediüzzaman Hazretleri, Osmanlı devletinin son temsilcisidir. Risale-i Nurlar, Bediüzzaman Hazretlerinin insanlığa hitabesidir. Bediüzzaman ve Nur talebelerinin İslâmî iman hizmetlerindeki fedakârlığını nasıl değerlendiriyorsunuz? Son elli yıl içinde çeşitli felaket ve musibetlerle uyuşan geniş halk tabakalarına Hakk'ın ve İslâmî şuurun sesini haykıran tek mücahid, Bediüzzaman Said Nursî'dir. Ülkemizin yüzüstü bırakılan insanları, onun Nur Risalelerini okuyarak İslâmiyet'in ne kadar aydınlık, ne kadar muhteşem ve ne derece şerefli bir inanç manzumesi olduğunu idrak ettiler. Zilletleri izzete tehavvül etti. Mukaddes iman ateşini söndürmemek için bütün çile ve işkencelere katlandı. Sonunda dünyadan ebediyete muzaffer olarak intikal etti. Bediüzzaman; ışığı vatan sathına en çok yayılan gür bir meş'aledir. İslâm'ın bayrağını zinde bir imanla gelecek nesillere devretmek için hiçbir fedakârlıktan çekinmeyen Nur Talebeleri hem sayı, hem ihlâs bakımından önde olmak vasfını muhafaza etmektedir. – Risale-i Nur Külliyatının dilini ve üslubunu nasıl buluyorsunuz? ... Bediüzzaman Said Nursî'nin eserlerini, ancak Said Nursi kabiliyetinde ve İslâmî kelime hazinesini onun kadar iyi bilen birisi nihayet tevil ve tefsire kalkışabilir. Bunu da ne kadar yapabileceği yaptıktan sonra belli olur. ... – Şarktaki ve Garbdaki eserleri okuyup bilen bir Müslüman mütefekkir olarak, tetkik edip istifade ettiğiniz Risale-i Nurların dikkatinizi çeken, enteresan ve orijinal bulduğunuz bir cihetini anlatır mısınız? Risale-i Nur hazinesinin şu ciheti bu ciheti diye bir tefrik yapılamaz. Müstesna olan Nur eserlerinin bütünüdür. Risale-i Nur'-da üslûp ile mana tam bir ahenk halindedir. Denizin suyunda tuzla su nasıl kaynaşmışsa, Nur eserlerinde de mana ile üslüp o şekilde kaynaşmıştır. Bediüzzaman mükemmel bir hafıza ile bütün kaynakları ezberlemiştir. Bediüzzaman'ın bir kütüphaneye ihtiyacı yoktur. Onun eserleri İlham-ı Rabbanidir. – Risale-i Nur'un Türkiye'de ve Türkçe olmasım nasıl değerlendiriyorsunuz? Koca bir devlet kurmuşuz, cihana hükmetmişiz. İslâm dünyasında abilik vazifesi bize düşer. Dünya hakikati bizden almış, iktibas etmiş. Büyük mesuliyetimiz var. Risale-i Nur milletimize Rabbani bir iltifattır. Risale-i Nur'un bizim ülkemizde çıkması Allah'ın bir nimetidir. Risale-i Nurlar haysiyetimizin bir müdafaasıdır. İslâm dünyasında ihraz etmiş bulunduğumuz mevki-i bülendin hakkı olduğunu ispat eden bir hüccettir... "
Edebiyat
Cemil Meriç'le Nur SohbetleriNecmeddin Şahiner · Işık Yayınları · 200838 okunma
·
133 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.