Mustafa Kutlu’nun Uzun Hikâye’si, sakin ve içten bir anlatı. Büyük iddialar peşinde değil; küçük kasabaların, tren yollarının, yarım kalmış hayatların izini sürüyor. Anlatı, bir babayla oğulun yolculuğu üzerinden ilerlerken, arka planda Türkiye’nin değişen toplumsal dokusunu da usulca hissettiriyor.
Kutlu’nun dili yalın ve akıcı. Okuru yormayan, yer yer masalsı bir tona yaklaşan bir anlatımı var. Bu sadelik, metne sıcaklık katıyor; özellikle baba figürü üzerinden kurulan idealizm ve direnç hali, hikayenin duygusal omurgasını oluşturuyor. Ancak zaman zaman bu iyimser ve temiz anlatımın, karakterlerin çatışmalarını yeterince derinleştirmediği hissine kapılmak mümkün.
Hikayenin en güçlü yanı, samimiyeti. Gösterişsiz bir şekilde, sevdayı, hayal kırıklığını ve tutunma çabasını anlatıyor. Öte yandan bazı bölümlerde olayların hızlı geçişi, okurun daha fazla derinlik beklentisini tam olarak karşılamayabiliyor.
Uzun Hikâye, sade dili ve içten atmosferiyle keyifli bir okuma sunuyor. Büyük bir edebi meydan okuma değil belki; ama duygusunu temiz bir yerden kuran, sıcak ve akılda kalıcı bir anlatı.