Anthony Burgess’ın Otomatik Portakal'ı, özgür irade, ahlak ve devletin birey üzerindeki gücü gibi konuları rahatsız edici ama son derece etkili bir hikaye üzerinden sorgulayan modern bir klasik. İlk sayfalardan itibaren okuru karanlık ve yabancı bir dünyanın içine çekiyor.
Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, Burgess'in yarattığı "Nadsat" dili. Argo, Rusça kökenli kelimeler ve yazarın ürettiği ifadelerle kurulan bu dil, kitabın ilk bölümlerinde okuma sürecini zorlaştırabiliyor. Ancak zamanla bu dile alıştıkça, okur kendisini Alex'in dünyasının içinde buluyor. Bu yabancılaşma hissi, romanın atmosferine önemli bir katkı sağlıyor.
Alex, edebiyattaki en ilginç anti-kahramanlardan biri. İşlediği şiddet eylemlerine rağmen yalnızca onu değil, onu değiştirmeye çalışan sistemi de sorgulamaya başlıyoruz. Kitabın asıl gücü burada ortaya çıkıyor. Kötülüğü ortadan kaldırmak adına insanın seçim hakkı elinden alınırsa, geriye gerçekten insan kalır mı?Romanın etkisi yalnızca hikayesinden değil, ortaya attığı sorulardan geliyor. Burgess, kolay cevaplar vermiyor; aksine okuru sürekli rahatsız eden bir gri alanın içinde bırakıyor.
Otomatik Portakal, şiddet, özgürlük ve insan doğası üzerine cesur bir anlatı. Zaman zaman zorlayıcı olsa da, hem dili hem de fikirleriyle uzun süre akılda kalan, üzerine düşünmeye değer güçlü bir roman. Ayrıca Stanley Kubrick'in yönettiği aynı adlı film uyarlamasıyla birlikte değerlendirildiğinde etkisi daha da büyüyor.