Sahi insan kendinden ne kadar kaçabilir? Ya da kaçabilir mi?
Georges Simenon’a ait okuduğum ilk roman, kiralık oda. Kitap ile tanışmadan önce yazara dair pek bilgim yoktu diyerek hem bu büyük isimden hem de eserlerinden bir nevi özür diliyorum. Zira yaygın olarak okunan polisiye türü kitaplar genelde Agatha Christie ya da Arthur Conan Doyle gibi isimlere ait olunca.
Georges Simenon 10 yıl gibi bir sürede 200 civarı eser ortaya koymuş inanılmaz üretken bir isim. Bunu yaparken eserlerini hep belli bir kalitede, belli bir seviyede tutabilmiş.
Kiralık Oda eseri de onlardan birisi. Fakat bu eseri diğerlerinden farklı kılan, romanda olayları çözümleyen bir ana karakterin yani bir dedektifin olmayışı. Roman baştan sona insan psikolojisini derinlemesine incelemekte ve karakterin işlediği suç anından son anına kadar içinde bulunduğu psikolojiyi okuyucusuna mükemmel bir şekilde yansıtmakta.
Sade bir dille yazılmış, atmosferin ağır ancak okuyucunun içinde sürüklenip gittiği ve sayfaların bir bir çevrildiği bir kitap.
Kiralık Oda Eli Nagear isimli Türk kökenli bir yahudinin bir halı satışına aracılık etmek için Brüksel’e gitmesiyle başlar. Bu yolculukta bir kadın (Silvi) ile tanışır ki romanın önemli karakterlerindendir.
Nagear içine kapanık ve sıradan diyebileceğimiz birisidir. Gittiği yerde bir cinayete karışır ve roman bu andan itibaren tüm karakterlerin ama bilhassa Nagear’ın psikolojisini, içinde yaşadıklarını, dışa vurduklarını ince ince işlemeye başlar.
Olaylar buradan sonra Silvi karakterinin onu bir pansiyoner olarak, kiralık odaların olduğu bir eve yerleştirmesiyle devam eder. Bu ev aslında Silvi’nin ailesinin yaşadığı bir evdir.
Her şey dışarıdan normal gözükmektedir, aile yeni pansiyonerden memnundur, onun üzerine titremektedir. Tam bu andan itibaren kitap bizi o pansiyonun içine adeta sıkıştırır, orada kalan tüm pansiyonerlerin hayat hikayeleri, davranışları, yemek sofrasında oturuşları, sohbetleri bize adeta karşımızdalarmış gibi hissettirilir.
Her şey iyi gibi gözükürken aslında biz Nagear’ın iç dünyasının, davranışlarının yavaş yavaş değiştiğini gözlemleriz. Olaylar yavaş yavaş gelişirken aile içinde şüpheler başlar. Bu şüphelere karşı Nagear’ın davranışları, tepkileri tek tek okuyucuya aktarılır. Aile bir noktada neyin içinde olduklarını anlar ancak o saatten sonra ne yapacaklarını da bilemezler.
Buradan itibaren ise Nagear’ın psikolojisinin tamamen değiştiğini, kendinden kaçmaya, işlediği suçu sanki işlememiş gibi, hiçbir şey olmamış gibi davranmaya başlar. Nagear hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışır ancak olan olmuştur ne yaparsa yapsın insan yaptığı şeyden kaçamaz. Georges Simenon yazar bu psikolojiyi öyle bir işliyor ki, bazı bölümlerde başka yerlere odaklanan kitabın bir an önce pansiyona dönmesini, oradaki atmosfere odaklanmasını istiyorsunuz.
Yazar bu kadar psikolojik ve derin bir polisiye romanı sade ve akıcı bir dille okuyucusuna aktarmış. Polisiye seven sevmeyen herkesin ilgisini çekecektir diye düşünüyorum.
Keyifli okumalar diliyorum.
Kiralık OdaGeorges Simenon