Ferasetli duruş sergilerken, itikadi hassasiyetler ile stratejik gerçeklikler arasındaki dengeyi doğru kurmak gerekir. Ehli sünnet vel cemaat çizgisi, hissi heyecanlara kapılarak bir zulmü başka bir zulümle meşrulaştırmayı değil, hakikati her türlü politik çıkarın üzerinde tutmayı emreder. ABD ve İsrail’in bölgedeki emperyalist emellerine karşı durmak ne kadar imani bir görevse, bu karşı duruşun ismini direniş koyup Suriye’de, Irak’ta ve Yemen’de binlerce Sünni mazlumun kanına giren, demografik yapıyı kılıç zoruyla değiştiren bir yayılmacılığı görmezden gelmek de o derece büyük bir yanılgıdır. Tarihi kin gütmemek asıldır; fakat bugün yaşananlar geçmişin kini değil, bizzat bugünün jeopolitik ve mezhebi istilasıdır. Müslüman, bir zalime karşı dururken diğer bir zalimin bayrağı altına girmemeli; düşmanımın düşmanı dostumdur sığlığına düşmek yerine, her iki batılın da ümmetin gövdesinde açtığı yaraları ferasetle teşhis etmelidir. İran’ın kuşatılmışlığı bir realitedir; ancak bu kuşatılmışlığı aşmak adına Sünni coğrafyaları istikrarsızlaştırması, terör aparatlarını kullanarak kardeş kavgasını körüklemesi ne kardeşlik hukukuna ne de İslam birliği idealine sığar. Ümmetin birliği; bir mezhebin diğerini yutması veya zulmüne stratejik zorunluluk kılıfı giydirilmesiyle değil, adaletin ikamesiyle mümkündür. Bunları yazmamdaki tek ve en önemli sebep son paragrafta Hamaney'e rahmet dilemenden dolayı. İslam hukukunda ve ehli sünnet vicdanında, elleri binlerce mümin masumun kanına bulaşmış, Suriye’de bebeklerin ahı üzerine iktidar devşirmiş, Irak ve Yemen’de mezhepçi hırslarla kardeş kavgasını körüklemiş figürlere rahmet dilemek; o zulmün mağduru olan milyonlarca mazlumun hukukuna tecavüz etmektir. Müslüman geçmişteki kine sahip olmaz mazereti, bugünün canlı ve devam eden katliamlarını örtbas etmek için kullanılamaz. Allah’ın rahmeti geniş olsa da, adaleti de mutlaktır ve kul hakkı, ilahi mahkemede mezhebi stratejilerin çok üzerindedir. Bir zalimin siyasi bir manevra olarak İsrail’e taş atması, onun diğer elindeki Müslüman kanını temizlemeye yetmez. Bu sebeple, ümmetin evlatlarını birbirine kırdıran bir zihniyetin elebaşlarına rahmet okumak, farkında olmadan o zulmün manevi ortağı olmak ve şehitlerin aziz ruhlarını incitmektir. Münevver bir zihin, kimin kiminle savaştığına değil, kimin eliyle kimin kanının döküldüğüne bakar; zira adalet, zalime merhametle değil, mazluma sahip çıkmakla kaimdir.