Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım!
Bu akşam edebiyatımızın en önemli eserlerinden birisi olan; sembollerle, mizahla, kahkahalarla, absürtlüklerle dolu olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabını inceleyeceğim. Hazırsanız başlayalım…
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki okuması ve anlaması gerçekten zor bir eser. Kitapta kullanılan eski Türkçe kelimeler ve kullanılan semboller, okurken gerçekten zorluyor, anlamanızı güçleştiriyor. Bilmediğiniz kelimelerin anlamına bakmak ve kitaba başlamadan kitap hakkında ön araştırma yapmak okuma sürecinizi kolaylaştıracağı gibi eserden daha iyi istifade edebilmenizi sağlayacaktır. Bu benim kitabı ikinci okuyuşum olmasına rağmen okurken yine zorlandım. Anlayamadığım, havada kalan noktalar oldu yine… İlerleyen yıllarda bir daha okursam tam anlamıyla oturur diye ümit ediyorum. :)) Şimdi eseri anladığım kadarıyla sizinle de paylaşmaya çalışacağım.
Ahmet Hamdi Tanpınar bu eseriyle ülkemizin modernleşme sürecini hicvediyor. Kitap dört bölümden oluşuyor ve bu bölümler Tanzimat öncesi, Tanzimat ve Cumhuriyet Dönemi’ne atıfta bulunuyor. Eser, ana karakterimiz Hayri İrdal tarafından anlatılıyor ve biz Hayri’nin gözünden bakıyoruz bütün diğer karakterlere, mekanlara ve olaylara…
Pasif bir karakteri olan Hayri İrdal, hayatı boyunca hep çevresindeki insanların akımına kapılmış ve onlar ne yöne giderse o da o yöne giden birisidir. Bir dönem gerici ve sahtekar olan Seyit Lütfullah ile, bir dönem felsefik, maneviyatlı Nuri Efendi ile, bir dönem psikanaliz ile kafayı bozmuş Doktor Ramiz ile, bir dönem Batı özentisi ispritizmacılar ile ve bir dönem de hayranlıkla anlattığı, yenilikçi, maddeci, modernleşme çalışmalarının adeta ete kemiğe bürünmüş hali olan meşhur karakter Halit Ayarcı ile birlikte sıkça vakit geçirir. Ama Hayri bunların hiçbirinin yanında kendini tam anlamıyla rahat hissetmez. Hep kafasında ona garip gelen bir şeyler vardır. İçten içe çatışır durur bu insanların muazzam! fikirleriyle. Bir yandan çok mantıklı gelir ona bu insanların fikirleri ve yaptıkları ama bir yandan da bir türlü tam manasıyla içine sinmez ve sürekli sorgular durur bütün olanları… Yazar burda sanki Hayri üzerinden topluma gönderme yapıyor. Evet; Hayri İrdal toplumunun genelini sembolize ediyor. Çünkü bir yanda Batılılaşacağım derken kendini çok komik hallere sokan insanlar varken, bir yandan da Batı kültürünü kabul etmeyen, tamamen Doğu kültürüyle yaşamaya devam eden bir kesim vardı. Ama toplumun büyük çoğunluğu tıpkı Hayri İrdal gibi bu iki zıt fikir arasında debelenip duruyor, kendini tam mânâsıyla ikisine de ait hissetmiyordu… Hatta günümüzde de maalesef bu Doğu-Batı çatışması bitmiş değil, hala tam anlamıyla bir yere ait olamadık… Belki de Tanpınar’ın kitap boyunca olağanüstü bir mizah ile eleştirdiği gibi çok hızlı, yüzeysel, içi doldurulamayan bir şekilde yapılan modernleşme hareketlerinden dolayı bir türlü oturtamamışızdır kimliğimizi diye düşünmeden edemedim açıkçası…
Kitapta çok yoğun semboller kullanılmış ama o kadar absürt ve komik şekilde işlenmiş ki anlaması bazen çok zor oluyor. Mesela Hayri İrdal da dahil olmak üzere bir sürü insana bol keseden iyilikler yapan, başkalarının derdini çözmek için dünya kadar borcun altına giren ve sonra da hastalanıp ölen bir Abdüsselam Bey var ki sanki Batılıların “Hasta Adam” dediği Osmanlı son dönemini anlatıyor. Ölümünden sonra da mirasının Hayri İrdal’ın başına iş açması, onu ruh sağlığı hastanesine yatırması ve burada tanıştığı Doktor Ramiz ile modern dünyaya yavaş yavaş geçmesi süreci de sanki Cumhuriyet dönemi gibi… Doktor Ramiz’in Hayri’den rüyalarını yönetmesini istemesi (buraları kahkahalarla okudum:)) ) toplumsal hafızayı ve kültürümüzü kontrol altında tutabileceği yanılgısını; belediye başkanının yemek masasına gelip rahat tavırlarla izinsiz şekilde kendisinin tabağından yemek yediği için gurur duyan ve mutlu olan Hayri’nin bu duygusu ise sömürülmeye müsait toplum psikolojisini sembolize ediyor. Kitap her cümlesiyle bu tarz göndermelerle dolu ve hepsini anlayabilmek, akılda tutmak imkansız gibi, akademik çalışma konusu bence :)) Tanpınar’a bir kez daha hayran oldum, nasıl bir zeka, nasıl bir çalışmanın ürünü bu kitap!.. Gerçekten muazzam!
Gelelim kitaba adını veren Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Halit Ayarcı’ya…
Müthiş bir bürokrasi eleştirisi ve yine müthiş bir sembolizm var burada… Modernleşme hareketleri ile Batı’ya özenip açılan ve ne iş yaptığı belli olmayan kurumlar eleştiriliyor aslında… Öyle bir mizahla anlatılmış ki bu durum okurken gülümseyerek okumaktan yanaklarım ağrıdı :)) Ama tabii trajikomik bir durum aynı zamanda… Halit Ayarcı yukarıda da bahsettiğim gibi modernizmi temsil eden maddeci birisi. Ona göre önemli olan kurumun ne yaptığı değil onun var olmasıdır. Ve birilerinin o kurumun ciddi bir şey yaptığına inanması, o kurumun var olması için yeterlidir. ( Kurum hiçbir şey yapmıyor olsa bile ) Yeter ki önemli görünsün. Yazar burda içi doldurulamamış, yüzeysel ve sözde kalan bütün Batılılaşma hareketlerini müthiş hicvediyor. Ve maalesef ki günümüzde de devam ediyor bu yüzeysellik. Mesela her binanın özel üniversite olması ve açıköğretim fakülteleriyle birçok Batılı ülkeden çok daha fazla üniversite mezunumuz var sayılara baktığımız zaman ama iş üretmeye geldiğinde kocaman bir boşluk kalıyor elimizde kalitesiz eğitim ve yanlış politikalar yüzünden. Çünkü Tanpınar’ın eleştirdiği gibi sadece şeklen benzemeye çalışıyoruz onlara. Ve Doğu-Batı kutuplaşması yüzünden iktidara gelen yönetimler kendi görüşü dışındakine tamamen sırt çeviriyor. Oysa ki yazarın anlatmak istediği gibi kendi değerlerimize uygun şekilde her iki taraftan da işimize yarayacak ve sindirerek bünyemize katacağımız yeniliklerdir bizi ilerletecek olan fakat maalesef ki 100 küsür yıldır bunu tam manasıyla başarabilmiş değiliz.
Bu enstitü üzerinden yine muhteşem bir nepotizm eleştirisi var. Kuruma hiçbir vasfı olmamasına rağmen bilinçli şekilde eş dost akrabanın doldurulması ve bunun hiç utanılmadan gayet normal karşılanması mükemmel anlatılmış. Üstelik sırf tanıdıklar işsiz kalmasın diye gereğinden çok daha fazla personelin işe alınması mevzusu Hayri İrdal’ın kızı evlenir evlenmez hiç ihtiyaç olmadığı halde damadını müdür olarak işe alması üzerinden çok güzel işlenmişti. Söylemeden geçemeyeceğim: damat mevzusu günümüzden çok tanıdık geldi :)) neyse geçiyorum bunu, başıma iş almayayım. :))) Okurken biraz abartmışlar mı diye düşünebilirsiniz ama ne yazık ki hiç abartı yok. TRT RTÜK gibi kurumları ufak bi araştırırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınızdır.
Daha üstüne konuşulabilecek çok şey var aslında, dediğim gibi her cümlesi ile bir şeyleri hicveden, okuduğum en dolu kitaplardan birisi… Her edebiyatseverin demeyeceğim; her Türk vatandaşının okuyup dersler çıkarması gereken bir eser. Ama her okuyan da ders çıkaramıyor maalesef, bazen de ders çıkarmak işlerine gelmiyor… Neyse siz yine de muhakkak okuyun :))
Kitap ile kalın dostlar, görüşmek üzere…
Açıkçası bu kitabında bu kadar yoğun sembolizmle karşılaşmayı beklemiyordum ben de. Dediğiniz gibi okuması zor bir eser, fakat bir o kadar da akıcı bir yönü var. Özellikle İspritizma Cemiyeti ve Psikanaliz Cemiyeti'yle ilgili bölümleri keyifle okumuştum..☺️ Türkiye'nin eşikte olduğu yıllardaki vaziyetini semboller ve ironilerle iyi yansıtmış. Tanpınar çok eşsiz bir kalem ve bana göre Doğu-Batı sentezinin de karakteristik kalemlerinden.. Bu özelliği taşıyan nadir yazarlardan olduğunu düşünüyorum.. Oldukça dikkat çeken bir inceleme kaleme almışsınız Emine İnen hanımcım.. Emeğinize, kaleminize sağlık.. 🌼✨😇💛
Hatice ℘ ֶָ֢⋆ Çok teşekkür ediyorum Hatice Hanımcım güzel yorumunuz için 🙏🤍 Ben de ilk okumamda şok olmuş neyden bahsettiğini çok anlayamamıştım, bu sefer hazırlık yapıp okuduğum için daha istifadeli oldu çok şükür 🤗 Ben de o bölümlerde inanılmaz keyifli okudum, ki zaten kitabı baştan sona gülümseyerek okudum 🤭 Tanpınar’ın kalemiyle ilgili görüşlerinize de çok çok katılıyorum… Öyle bir kalem ki okudukça doyamıyorum 📚❤️ Kalan kitaplarını da okumak nasip olur inşallah 🙏✨ Huzurlu hayırlı ramazanlar, iyi geceler diliyorum…🙏🌸💜