Gönderi

Yazarın adı büyük olsa, Uçurum Dünya Edebiyatında Klasik Olur.
10/10
·302 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Bazı romanlar vardır; adını ilk kez duyduğunuz bir yazarın elinden çıkmış olsa bile, sayfaları çevirdikçe sanki çok eski, hatta çok köklü bir edebî geleneğin devamını okuyormuşsunuz hissi verir. Uçurum , benim için tam da böyle bir kitap oldu. Daha ilk bölümden itibaren yalnızca bir hikâyeye değil, insan ruhunun en kırılgan eşiklerine davet ediliyorsunuz. Serhat Kaya’nın daha önce Bekleme Odası ve Nadide Adalet romanlarını da okudum ve beğendim, özellikle Nadide Adalet'ten etkilenmiştim ama bu kitap başka bir seviyede, gerçekten çok üst düzeydi. Yazarın kurduğu atmosfer, bana yer yer Dostoyevski’nin karakterlerinin vicdan azabını; yer yer Albert Camus’nün varoluş karşısındaki sessiz çığlığını hatırlattı. Özellikle iç monologlarda hissedilen o ağır ama berrak bilinç hâli, Dostoyevski’nin ruh çözümlemeleriyle akraba bir derinlik taşıyor. Öte yandan romanın politik arka planla kurduğu mesafe ve insanı tarihsel baskının ortasında yalnız bir varlık olarak ele alışı, çok sevdiğim Camus’nün soğukkanlı ama yakıcı anlatımını çağrıştırıyor. Hatta kimi sahnelerde doğa ile insanın kaderini iç içe geçiriş biçimi, iddia ediyorum, Ernest Hemingway’in yalın ama sarsıcı anlatım lezzetine göz kırpıyor. Yazar bilerek mi yaptı bilmiyorum ama kitapta ile-ve gibi bağlaçlar neredeyse yok gibiydi, koca kitabı bu şekilde nasıl yazabilmiş, hayranlıkla hayret ettim. Bence bu türden tüm detaylara bakınca, Uçurum'un dünya edebiyatındaki büyük damarlarla aynı kaynaktan beslenen özgün bir ses olmasıyla karşı karşıyayız. Yazarın bir başka başarısı, dramatik olanı büyütmeden, trajediyi ajite etmeden, karakterlerini insan kalmaya zorlamasında. Mateo mesela; yalnızca bir dönemin mağduru değil, korkan, susan, bekleyen ve tam da bu yüzden gerçek olan bir insan. Roman boyunca “uçurum” metaforu sadece fiziksel bir mekân değildi; ahlaki bir sınır, vicdani bir eşik, insanın kendi içine bakarken duyduğu baş dönmesi gibiydi. Okur olarak siz de o kenara kadar yürüyorsunuz. Düşüp düşmemek değil mesele; oraya kadar gelmiş olmak. Kitabı bitirdiğimde zihnimden geçen düşünceyi de söylemek isterim: Eğer bu romanın kapağında bugün dünya edebiyat kamuoyunun en büyük ve yerleşik isimlerinden biri yazıyor olsaydı, büyük ihtimalle yüzyıllar boyunca okutulacak, üzerine tezler yazılacak, “kült” sıfatı tartışmasız biçimde yakıştırılacak eserlerden biri olarak anılırdı Uçurum. Fakat belki de tam bu yüzden daha kıymetli; keşfedilmeyi bekleyen bir derinlik gibi duruyor karşımızda. Uçurum, aceleyle okunacak bir roman değil. Altı çizilecek, bazı cümlelerinde durup nefes alınacak bir metin. Okuru konfor alanından çıkaran ama bunu bağırarak değil, usulca yapan bir anlatı destanı olmuş ve 300 sayfalık bir roman, adeta bir sinema filmi izlercesine akıp gidiyor. Ve sanırım en büyük başarısı ise şu: Kitap bittiğinde hikâyeden çok, kendi içinizdeki sessizliğe kulak vermeye başlıyorsunuz. Uçurum'u okumalısınız demiyorum, Uçurum'u birkaç kez bile okumalısınız, Serhat Kaya'yı tebrik ediyorum. Uçurum Serhat Kaya
Alıntı
UçurumSerhat Kaya · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202611 okunma
··
2.559 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Uçurum'u okumanız ve incelemenizi paylaşmaya ayırdığınız ömür zamanlarınız için teşekkür ederim, sevgi ve hürmetle.
Eylül
Gönderi Sahibi
Böyle harikulade bir eseri bizimle paylaştığınız için kendime adıma çok teşekkür ederim, gerçekten çok iyiydi, çok okunsun, dilerim gönüllere işlesin.