Kimi kitaplar, bitirdiğinde tokat gibi çarpar insanın yüzüne… Kimi kitaplar da vardır ki daha ilk sayfadan tokat gibi karşılar seni, öyle net, öyle keskin! “Oysa çoktan yerle bir etmiştim içimdeki saplantı putlarını. Desinler diye revan olmadığım hiçbir yoldan, kim ne der diye de asla dönecek değildim.” İbrahim şiiri düşüyor aklıma, içimdeki saplantı putları, deyince.
“İbrahimiçimdeki putları devirelindeki baltaylakırılan putların yerineyenilerini koyan kim?”youtube.com/shorts/Z49BjBesBLg
“Gözlerin, kitap arasında saklanmış gül kurusu.”
Ne anlamlı benzetme… Hangimiz sevmeyiz ki kitap sayfaları arasında çiçek kurutmayı, hangimiz sevmeyiz sevdiğimizin gözlerini. “Gözlerinin derinliğine sığınıyorum, yaş almadan yaşlanmaktan.” Ah… Yaş almadan yaşlanmak! “Bugün oturdum ölümü düşündüm, yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken,” der Ahmet Erhan, Bülent Parlak daha hüzünlü, “Hem insan yaşlanmıyor ölünce yirmisinde.” Zor değil mi bedenin ayaktayken ruhun azar azar çürümesi, beden yaşıyorken ruhun ölüme yürümesi... Kimse Şükrü Erbaş kadar net anlatamaz belki de: “Yaşamak hükmünü sürdürse de tenimizde, herkes biraz kendi cenaze töreninde.”
“Ağlama Kudüs ağlama
Mezar olacak bir gün
Siyonizme Mescid’i Aksa.”
Aşka dokunuyor şair birçok dizesinde… “Aşk, daha da güzelleşir ve yüceleşir aynı duaya “amin” diyen gönüller bir olunca. Ve ölüme… “İnsan vakti öldürür, vakit gelir insan ölür, kimi insan vakitsiz de ölür.” “Yaşamak! Bugün değil, belki başka bahara.” “Bu hayatın müstakbel ölüleri değil miyiz?” “Şimdi ölsek diyorum, ölüme ayıp, kalsak yaşamaya.” Bireyin kendine yabancılaşması da yer ediyor şiirlerinde, “İnsanın kendine bile yabancılaştığı günlerdeyim.” Ama bir şairi asıl şair yapan şeylerin başını çeken de dünyanın dertlerini kendi derdi bilmesi değil mi? “Selam durup kutsal belde Kudüs’e, ulu orta lanet okudum Siyonist İsrail’e!” En çok da şu günlerde konuşmalı kalemler, ölüm saçarken dünyaya öfke yüklü ülkeler!
“Okuyamıyorum hiçbir kitabı içinde kaybolarak
Okumaya yabancı, kitaba yabancıyım.”
Okumaya yabancılaşıyoruz kimi dönemlerde,
Ne yapsak, etsek okunmuyor.
Tam da bu dönemlerde şiir öyle iyi geliyor ki, ilaç gibi. Okuyamamanın ruha verdiği hasara en iyi terapi. Kurtaracaksa kitaplar kurtaracak bizi. Bir kitap bitirmiştim birkaç gün önce – Geceleyin Kütüphane, https://1000kitap.com/gonderi/298133120 - Rafların üzerinde şöyle yazıyordu: "Ruhun şifa bulduğu yer." Gerçekten de ruhumuzun şifa bulduğu yer kitaplar, ve şiirler yaralarımızın en iyi merhemi…
“Şiiri severim sonraŞiirle var olan yürekleriZarifoğlu’nun Yedi Güzel Adam’ınıİsmet Özel’i, Necip Fazıl’ıSezai Karakoç’un Mona Rossa’sınıPakdil’in Kudüs aşkınıVe devrimci duruşunu severim.”youtube.com/shorts/9hrk9ArdZOEDudak Değmemiş Şiirler’in, ruhunuza değmesi dileğiyle…
"Gözlerin, kitap arasında saklanmış gül kurusu." ne müthiş bir benzetme, bayıldım...
Dokunaklı bir inceleme olmuş, kalemine sağlık. Kitaplar hakkında fikir edinmemize, farklı kitapları tanımamıza vesile oluyorsun, var olasın.