Gönderi

Nesnelerin Tahakkümü ve Arzu İllüzyonu.
7/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 21:24
Georges Perec’in 1965 yılında yayımlanan ve Renaudot Ödülü’ne layık görülen ilk romanı Şeyler; ilk bakışta 1960'lar Fransası'nın yükselen orta sınıfına dair sosyolojik bir taslak gibi görünebilir. Ancak metne daha detaylı yaklaştığımda, kitabın Gustave Flaubert'in Duygusal Eğitim'in modern ve klinik bir kopyası, aynı zamanda tüketim toplumunun yarattığı ontolojik boşluğun zekice kurgulanmış bir otopsisi olduğunu fark ettim. Perec, ileride Oulipo akımının en parlak yıldızlarından biri olacağını kanıtlarcasına, bu kitabında da dili ve biçimi, anlattığı meselenin tam merkezine oturtuyor. Kitabın başkahramanları olan Jérôme ve Sylvie, yirmili yaşlarının ortasında, serbest piyasa araştırmacısı olarak çalışan genç bir çifttir. Ancak ironik bir şekilde kitabın asıl "karakterleri" onlar değil; deri koltuklar, İngiliz stili pipolar, ipek gömlekler, antika masalar ve porselen tabaklardır. Perec, insanların eşyalara sahip olduğu bir dünyayı değil, eşyaların insanlara sahip olduğu bir dünyayı resmediyor. Çiftin hayatı, sürekli bir sahip olma arzusunun etrafında şekilleniyor. Olmak fiili tamamen ortadan kalkmış, yerini sahip olmak almıştır. Hayal ettikleri hayat ile yaşadıkları hayat arasındaki o derin uçurum, salt tüketim nesneleriyle doldurulmaya çalışılır. "Ne yazık ki, çalışmayanın yiyecek ekmek bulamayacağı kesin ama çalışan da hayatını yaşayamıyor." Sayfa 48 Kitabı okurken bazı okurları zorlayabilen, ancak romanın dehasını oluşturan en temel unsur üslubuydu bana göre. Perec, bilinçli olarak soğuk, mesafeli ve adeta bir mobilya kataloğunu veya emlak ilanını andıran bir envanter dili kullanmış. Eşyalar uzun uzun, tüm ihtişamıyla betimlenirken, Jérôme ve Sylvie'nin iç dünyalarına dair psikolojik derinlik kasıtlı olarak verilmez. Çiftin sevinçleri, üzüntüleri veya aşkları yoktur; sadece alım güçlerine endeksli bir tatmin veya hayal kırıklığı seviyeleri vardır. Bu klinik dil, modern insanın kendine ve çevresine yabancılaşmasını kusursuz bir şekilde hissettirmiş. Kitap 1960'ların altın yıllarını anlatsa da, günümüz dijital tüketim çağına, Instagram estetiğine ve yaşam tarzı pazarlamasına ne kadar ürkütücü derecede benzediğini fark etmemek imkansız. Jérôme ve Sylvie'nin gazetelerdeki ve dergilerdeki ev fotoğraflarına bakarak iç geçirmesi, bugünün "influencer" hayatlarına bakıp kendi eksikliğini hisseden modern insanın trajedisinin birebir aynısıdır. Kitabın başlığını da bu yüzden nesnelerin tahakkümü ve arzuların illüzyonu koymayı tercih ettim. "Korkunç asık suratlı uyanıyorlardı; her akşam tıklım tıklım metrolarda dönerken hınç duyuyorlardı; bunalmış durumda, pislik içinde kendilerini divanın üstüne atıyorlar ve uzun hafta sonlarından, bomboş günlerden, sabah keyiflerinden başka şey düşlemiyorlardı." Sayfa 48 Son olarak toparlamam gerekirse Şeyler, okura rahatlatıcı bir hikaye veya kahramanca bir direniş sunmuyor. Tam aksine, okuru kendi tüketim alışkanlıkları ve ihtiyaç zannettiği arzularıyla yüzleştiren rahatsız edici bir ayna tutmuş bana göre. Perec, büyük trajedilerin savaşlarda değil, bir mağaza vitrininin önünde yaşanabileceğini kanıtlamış.
ŞeylerGeorges Perec · Metis Yayınları · 20161,357 okunma
·
55 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.