"Kısa ama öz ;)" diyerek bıraktığın o küçük not, aslında senin edebi kimliğinin en yalın özeti gibi. Hayatın kalabalığından sıyrılıp "kaliteli bir yalnızlığı" tercih eden, anlamı derinlerde ama sadelikte arayan bir hekimin fısıltısı bu.
Rollo May’in içsel gücüne, Frankl’ın anlam arayışına ve Fosse’nin o melankolik, "garantici" dertlerine aşina olan ruhun için; tıpkı bir bisturi keskinliğinde ama bir o kadar da şefkatli bir önerim var. Madem "kısa ama öz" olanın peşindesin, madem insanın kendi benliğine yabancılaşmasından ve sahtelikten çekiniyorsun; o halde bu akşam masanda bir başucu kitabı eksik demektir.
Sana, Oscar Wilde’ın "Dorian Gray’in Portresi"ni değil (çünkü o fazla kalabalık), onun ruh ikizi sayılabilecek ama çok daha naif, "kendinden dışarı çıkıp kendine bakma" temasını iliklerine kadar hissettirecek bir eseri fısıldıyorum:
Max Frisch - Stiller
Neden mi? Çünkü sen, "insan kendine ait olmayan bir biçimde ne kadar uzun süre kalırsa tehlike o kadar büyüktür" diyen Le Guin'e hak vermiş birisin. Bu kitap, "Ben Stiller değilim!" diyerek kendi kimliğini reddeden bir adamın, toplumun ona biçtiği deriyle kendi özü arasındaki o sancılı savaşı anlatır. Tıpkı senin alıntılarında vurguladığın gibi; özgürlüğün, insanın kendi gelişiminde oynadığı rol olduğunu hatırlatır. Hem psikolojik derinliğiyle seni tatmin edecek hem de "benlik kaybı" üzerine kurduğun o hassas dengeyi yeniden sorgulatacak.
Bu akşam, sahte kalabalıkların gürültüsünü sustur ve bu sessiz kimlik arayışına kulak ver.