Bu kitabı oldukça geç okuduğumu düşünüyorum. Kısa olmasına rağmen oldukça yoğun bir metin ve Dreyfus Davası üzerinden dönemin Fransa’sındaki siyasi ve kurumsal yapıyı anlamak için iyi bir örnek sunuyor.
Kitap aslında Zola’nın cumhurbaşkanına hitaben yazdığı açık mektuptan oluşuyor. Dreyfus’un casuslukla suçlanmasıyla başlayan süreçte ordunun, basının ve siyasetin nasıl aynı hatayı savunmak için birleşebildiğini gösteriyor. Bu yönüyle tamamen bir sistem eleştirisi.
Kitapta dikkatimi çeken noktalardan biri, davada gerçeğin ortaya çıkması için çaba gösteren az sayıdaki insandan biri olan Yarbay Picquart’ın konumu oldu. Picquart, gerçek suçlunun başka biri olduğunu fark eden ve bunu dile getiren tek kişi olmasına rağmen sistem tarafından korunmak yerine cezalandırılıyor. Bu durum bana davanın yalnızca bir yargı hatası olmadığını, kurumların kendi hatalarını korumaya çalıştığında nasıl bir savunma mekanizması geliştirdiğini de gösterdi.
Zola’nın metindeki tavrı da oldukça dikkat çekici. Eleştirisini kişisel bir öfke üzerinden değil, daha çok dürüstlük üzerinden kuruyor. Bunu şu sözlerinde açıkça görmek mümkün:
“Suçladığım insanlara gelince: onları tanımıyorum, hiçbir zaman görmedim, kendilerine ne hıncım var ne de kinim. Benim için önemsiz varlıklar. Toplumsal kötülük ruhlarından başka bir şey değiller.”
Zola’nın amacı belirli kişilerle hesaplaşmak yerine sistem içindeki adaletsizliği görünür kılmak.
Son bir not olarak; Bu tür siyasi ve tarihsel konulara ilgi duyanlara ayrıca "Paris Düşerken" kitabını da önerebilirim.
SuçluyorumEmile ZolaParis Düşerken
SuçluyorumEmile Zola · Can Yayınları · 20195,9bin okunma
Bu kitabı okuyalı bir süre geçmişti. Ama bugün bu incelemeyi okumak kitabı tekrar hatırlattı ve ne kadar kısa olursa olsun özünün ne kadar öğretici olduğu tekrar hatırlattı. Paylaşım için teşekkürler.