Bir ülkede kanunların, hakimlerin, mahkemelerin ve bunlar vesilesiyle yargılamaların olması; o ülkede, hukuk mekanizmasının yerinde işlediğinin kanıtı olabilir mi tek başına? Yapılan yargılama, baştan savma, yetersiz, yüzeysel, gizli kapaklı olursa o devlet göstermelik bir hukuk devleti olmaktan ileri gidebilir mi?
Adil yargılanma hakkı; davanın makul bir süre içerisinde, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, hakkaniyete uygun bir biçimde ve kamuya açık olarak görülmesi anlamına gelir. Buna göre yıllarca görülen bir dava ya da yeter süreye ulaşmaksızın aceleyle sonuçlandırılan bir dava; başka kişi ve kurumlardan emir alan ya da taraf tutan bir mahkemece yapılan yargılama; gizli bir yargılama süreci geçiren, kapalı kapılar ardında yürütülen ve sonuçlanan bir dava adil yargılanma hakkını ihlal etmiş demektir.
19. yüzyıl sonlarına doğru Fransa, Dreyfus davası ismi verilen bir dava ile sarsılmış ve tarihine hiç unutulmayacak bir hukuk lekesi bırakmıştır. Bu dava ülkenin tarihinde öyle önemli bir yere sahiptir ki Tahsin Yücel şöyle der; "Fransa artık ikiye bölünmüştür, insanlar artık sağcı ya da solcu, kilise yanlısı ya da sosyalist değil, Dreyfus yanlısı ya da Dreyfus karşıtıdır."
Peki tarihe böyle bir leke bırakan Dreyfus Davası nedir?
Bir Fransız ajanı olan Madam Bastian, bir Alman Ataşesinin çöp kutusunda yırtılmış ve parçalara ayrılmış bir mektup bulur. Mektupta, Fransız ordusuna ilişkin bilgiler yer almaktadır ve mektubu yazan casusun peşine düşülür. Şüphelendikleri dört subay arasında Alfred Dreyfus de vardır. Yüzeysel bir soruşturma ve yetersiz bir kovuşturma neticesinde casus olduğuna karar verilen ve ömür boyu sürgünle cezalandırılan kişi Dreyfus'ten başkası değildir...
Aslında Dreyfus'ün suçluluğunu kanıtlayan kesin deliller bulunmamasına ve hatta zamanla