Adı:
Suçluyorum
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
48
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750708497
Orijinal adı:
J'accuse
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Suçluyorum
Suçlusun!..
19. yüzyıl sonları Fransa'sında, Yahudi kökenli bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus'ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temellerinden sarsan bir toplum olayıydı. Tam 12 yıl sonra Dreyfus'ün aklanmasıyla sonuçlansa da, Üçüncü Cumhuriyet ve çağdaş Fransa'nın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği güçler dağılımı, kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, sağdaki milliyetçiler ile soldaki antimilitaristler arasında uzun sürecek bir bölünmenin doğmasına yol açtı.

Büyük romancı Émile Zola, 13 Ocak 1898 günü bir gazetede yayınladığı Suçluyorum başlıklı açık mektubuyla, Dreyfus'e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oldu. Artık bir klasik niteliği kazanan ve onurlu aydın başkaldırısının görkemli bir örneği olan Suçluyorum'u Tahsin Yücel'in çevirisi ve önsözüyle sunuyoruz. 
48 syf.
·1 günde·8/10
Kitabın özü, Emile Zola'nın 13 Ocak 1898 günü, bir Fransız gazetesinde Cumhurbaşkanı'na hitaben yayımladığı ve Fransız ordusuna yönelik "Suçluyorum" başlıklı mektubudur. Kitabın içerisinde Emile Zola'nın bu mektubundan önceki siyasi döneme ve sonraki siyasi döneme de yer verilerek mektubun ülkede neleri değiştirdiği anlatılmış.

Benim bu kitapla tanışmam ve okumaya karar vermem ise, https://1000kitap.com/nekedisiznekitapsiz'nin #26020317 incelemesi sayesinde gerçekleşti. Öncelikle kendisine teşekkür ediyorum.

Emile Zola'nın mektubuna konu olan ve tarihte önemli bir konuma sahip olan Dreyfus olayını sizlere anlatmam gerekir. Kitapta da açıkça ifade edildiği üzere, Dreyfus olayı, 19. yüzyıl sonlarında, Fransa'da, Yahudi kökenli bir subayın, Alfred Dreyfus'un, haksız yere casuslukla suçlanarak yüzeysel bir yargılama sonucunda zindana gönderilme olayıdır. Ama bu olay yalnızca bir hukuk veya ayrımcılık olayı olarak görülmez. Çünkü başta ordu ve yargı olmak üzere, ülkenin tüm kurumlarını temelinden sarsan bir olaydır.

Her şeyden önce Zola'nın son derece cesur bir şekilde Cumhurbaşkanı'na hitaben "Suçluyorum" isimli bir mektup yazması takdire şayan bir harekettir. Hele ki Fransa gibi milliyetçi bir toplum içerisinde, Yahudi bir ordu mensubunu savunma amaçlı böyle bir mektup kaleme alması oldukça saygıdeğer bir davranış olup Zola'nın kıymetini gözler önüne sermektedir. Kendimize sormamız gerekir. Acaba biz Zola'nın yerinde olsak Cumhurbaşkanı'na hitaben böylesine ağır bir mektup yazmaya cesaret edebilir miydik? Hiç sanmıyorum. İşte tam olarak bu sebeple o Emile Zola, bizse güçlü karşısında boyun eğmiş ve zulme sessiz kalan zavallılarız...

Peki sadece bizim başımıza bir haksızlık geldiği zaman mı konuşacağız? Yalnızca bizim kuyruğumuza basıldığı zaman mı acıyla etrafımızdan yardım isteyeceğiz? Göz göre göre güçlünün zayıfı ezmesine müsaade mi edeceğiz? Güçlüler ve zayıflar her yerde. Haksızlık ve zulüm ise 21. yüzyılın vazgeçilmezi olagelmiş. Basın ve yayın yoluyla haksızlıkların ve zulümlerin üzeri örtülüyor. Hissiz bir şekilde bizden daha güçlü olanların gelip kuyruğumuza basmasını beklemekten başka hiçbir şey yapmıyoruz.

Zola'nın cesurca yazdığı bu mektubu okumanızı elbette tavsiye ediyorum. Fakat mektuptan ziyade Dreyfus olayını araştırmanız sizin için çok daha yerinde bir karar olacaktır. Zira asıl mesele mektup değil haksızlığa uğrayan Dreyfus'tur. Zola'nın mektubu sadece bizi uykumuzdan uyandırmaya çalışmaktadır.
48 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Aydın nedir? Kime denir? Terminolojideki tanımını boşverin ve kendi İdeal Aydın tanımınızı yapın lütfen.


Benim için Aydın, aydınlatandır. Gücünü mabadından değil, yüreğindem alandır. Kapalı yolları açan değil, yolların kapanmasına izin vermeyendir. Tekil değil, çoğuldur. Sesi kısık değil, gürdür. Kalbi gevşek değil, merttir. Ot gibi yaşayıp, saman gibi sararan değil, aldığı sıfatın hakkını verendir. Dümdüz değildir, köşeleri vardır. Tohum eken, umut yeşertendir. İnsanın,  varlık sebebini anlamlandırandır. Ben değil, biz diyendir. Adamsendeci değil, önemseyendir. Başkasının derdiyle dertlenendir. Elini taşın altına koyandır. Korkmayandır. Masum gemiler batarken, filikasıyla yanaşıp boğulmaktan kurtarandır. Seyirci değil, aktördür. Emirer değil, gönül Fatihi'dir.

Daha bir çok şey sayarım ama neye yarar? Doğasında bu kadar meziyet taşıyan bir kavramın günümüzdeki anlamı, beş tane harfin yan yana gelmesiyle oluşan ses topluluğundan başka bir şey değil.  İçi boşaltılmış, amacından şaşmış, âdeta boş bir teneke…

Birileri, birilerine bu unvanı layık görmüşse, o birileri sorumluluğunun farkına varıp, bu unvanın hakkını vermeli. Çünkü  Aydın konuştu mu, toplum konuşmuş demektir. Aydın itiraz etti mi, toplum itiraz etmiş demektir. Yani demem o ki, Aydın solo söyler ama sesi koro gibi çıkar.  Böylesi güce sahip olanlar neredeler? Öğretmenler, doktorlar, yazarlar, sanatçılar, gazeteciler, bilim insanları neredeler? Uyuyanları neden uyandırmıyorlar? İnsanlara karşı bu kadar sorumluyken neden kabuklarından dışarıya çıkmıyorlar? Bunu sadece kendi ülkemiz için söylemiyorum, tüm dünya ülkeleri için söylüyorum. Zulümler, haksızlıklar, usulsüzlükler,  savaşlar, tecavüzler ve bin bir türlü melanetler işlenirken, birilerine “Suçluyorum” diye açık mektup yazacak babayiğitler nerede? Fikir işçileri nerede?

Bahçemizin halini görüp, bahara hasret kaldığımızı görmüyorlar mı?

Görüyorlar. Ama umursamıyorlar. Çünkü onlar, gerçek anlamından çok uzaklaşmış ‘Aydın’ kimliğinin hülyalarında günlerini gün ediyorlar. Ama gün gelecek Aydın diye geçinenlerin esamesi okunmazken, Emile Zorla gibi Aydınlar, dünya var oldukça yaşatılacaktır.  


Kitabın teferruatına girmiyorum. Fransa Cumhurbaşkanına yazılmış bir mektup. Bir çok incelemede de teferruatlı anlatmış arkadaşlar zaten. Tüm kitap boyunca benim tek odaklandığım nokta Emile Zorla oldu. Onun adalet duygusu, sahip olduğu gücü sonuna kadar kullanma azmi…
İtibarını, kariyerini hatta hayatını bile düşünmeden, doğru olduğuna inandığı şeyi yapması... İşte tüm bunlar, gerçek Aydın budur delirtiyor insana. Bu yüzden bu kadar durdum Aydın kavramı üzerinde. Çünkü kitabı okurken yapılan haksızlıkarı, iftiraları,  mizansen amaçlı kurulmuş mahkemeleri görünce şaşıp kalıyorsunuz, ama en çok tüm haksızlıklara karşı cesurca itiraz eden birini görünce şaşırıyorsunuz. Öyle bir hale gelmişiz ki haklının yanında, güçlünün karşısında olmak insanı şaşırtır olmuş. Hâlbuki, insan onuruna yakışan haklının yanında olmak değil midir? Bugün başkasının uğradığı haksızlığa, yarın biz maruz kaldığımızda kendimizi savunabilecek yüzümüzün olması için, bugün haksızlığa uğrayan kim varsa onların haklarını, kendi hakkımız gibi savunmak biz insanların  temel prensibi olmalı. Umarım olur. Bunu kendim için de diliyorum.

Bazıları için kara bir leke, bazıları içinse iftihar sebebi olan bu kitabı okuyunuz, özümseyiniz. Sağlıcakla…
  • Tatsız Bir Olay
    8.1/10 (140 Oy)108 beğeni404 okunma84 alıntı3.389 gösterim
  • Gizli Başyapıt
    8.5/10 (115 Oy)101 beğeni293 okunma176 alıntı4.371 gösterim
  • Yufka Yürek
    8.2/10 (132 Oy)126 beğeni502 okunma329 alıntı5.880 gösterim
  • Prens
    8.2/10 (675 Oy)624 beğeni2.209 okunma1.394 alıntı19.911 gösterim
  • Candide
    8.1/10 (236 Oy)206 beğeni622 okunma499 alıntı7.236 gösterim
  • Sis
    8.6/10 (177 Oy)170 beğeni418 okunma1.041 alıntı7.090 gösterim
  • Venedik'te Ölüm
    7.3/10 (174 Oy)118 beğeni532 okunma196 alıntı4.614 gösterim
  • Amcanın Düşü
    7.8/10 (131 Oy)108 beğeni416 okunma215 alıntı4.557 gösterim
  • Katip Bartleby
    8.5/10 (465 Oy)378 beğeni1.133 okunma420 alıntı8.324 gösterim
  • Aşkın Metafiziği
    7.4/10 (557 Oy)489 beğeni2.041 okunma1.147 alıntı19.550 gösterim
48 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Dreyfus adlı subayın haksız nedenlerle dolu, baştan savma yargısının konu edildiği ve Zola’nın 13 Ocak 1898 tarihinde L’Arore gazetesinde yayımladığı Suçluyorum ‘u dönemin Cumhurbaşkanı’na (Felix Faure) yazılmış bir açık mektuptur.

19. yüzyıl sonlarına doğru Dreyfus kapalı kapılar arkasında yargılanır ve ardında duran bir iki kişiden başka kimsesi de yoktur. Rütbeleri sökülür, kılıcı kırılır ve sürgüne gönderilir. Bilinen bir gerçek var ise kişinin Yahudi kimliğini taşımasıdır, üstelik asıl suçlunun kim olduğunu bildikleri halde susmaktadırlar. Çünkü “Ordunun onuru”, Fransa Cumhuriyeti’nin “çıkarı” söz konusudur.

Bir aile duruşmasının hayalini kurun. Baba yargıç, anne yargıç, abi ve ablalar komite üyeleri (jüri) ve küçük tatlı kardeş mağdur. Suçlu ise bu aileyi hiç ama hiç tanımayan “sen.” Bu mahkemeden beraat edebileceğini düşleyebilir misin?

Selam olsun üstlerinin istenci dışında davranan yetkililere !

Zola’nın gerçekten aydın kişiliği, dürüstlüğü, insancıl yanı devrim niteliği taşıyan eserinde sergilenmektedir. Gazete yazımından sonra bir dünya mahkemeler, görevden alınmalar olur ancak bu olay Fransa tarihinde bir leke olarak kalır.

“Üstelik bu insanlar uyuyabiliyorlar, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar!” S.26

Bir ülkenin kendi sınırları dışında olan başka bir ülke de konuya mevzu olan ülkenin anadili konuşuluyorsa; orada kıyım vardır. Fransa tarihi ise bu lekelerle dolu bir cumhuriyettir.

Okuduğumuz kitap ise 40 sayfadan oluşmaktadır. Zola’nın mektubundan öncesi, Zola’nın mektubu ve sonra olarak 3 bölüm olarak yayımlanmıştır. Çeviri sahibi Tahsin Yücel’in de konu hakkındaki beyanları gerçekten hoş bir anlatım kazandırmıştır. Bazı sayfalar ise fotoğraflarla kanatlandırılmıştır.

Genel olarak kitap türünde bir şaheser olarak gözükmektedir. Gerçekten farklı bir uyanışın, bir mücadelenin örneğidir. Bu tutumundan dolayı Emile Zola’ya olan hayranlığım bin kat daha artmaktadır.

Sözün özü; okumadıysanız kesinlikle okuyunuz.

Sevgi ile kalın.
48 syf.
·1 günde·10/10
Suçluyorum bir mektuptur. Adaletsizlik ve ayrımcılık üzerine yazılmış bir mektup ...
Emile zola tarafından Fransa Cumhurbaşkanına yazılmıştır. Bu mektup gazetelerde yayınlanmıştır. Mektubunda Drefyus davasının gerçek suçlularına değinmiş sahtecileri ortaya çıkarmak istemiştir. Dürüstlükten yana olduğunu belirtmiş ve şöyle demiştir :
“ Benim görevim konuşmak , suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim orada, işkencelerin en korkuncu içinde , işlemediği bir suçun cezasını çekmekte olan suçsuzun hayaletiyle dolup taşacak .”
Suçsuzun savunucusu olmuştur bir nevi .

Şimdi konu hakkında yaptığım ufak bir araştırmadan bahsedeceğim:
“İntellectuel” yani aydın ... bu kelimeyi Drefyus’u suçsuz görenler için kullanılan aşağılayıcı bir kelime olarak seçmişler. Emile zola ilk aydın olmuş ancak son olmamış. Başka aydınlara da cesaret vermiş yazdığı bu mektup. Ressamlar, matematikçiler, bilim insanları vb. Böylece halk ikiye bölünmüş. Drefyusu savunan adalet yanlıları yani aydınlar ve Drefyus’u suçlayan yahudi düşmanları ...
Peki ya nedir , kimdir bu Drefyus ? Alfred Drefyus bir subaydır. Tek suçu ise Yahudi olmaktır. Casuslukla, vatan hainliği ile suçlanır , yargılanır . Tek delil çöp kutusunda bulunan bir mektuptur. İddiaya göre o mektup Drefyus’un el yazısı ile yazılmıştır. Onun çöp kutusunda bulunmuştur. Daha sonra hakkında gizli dosya hazırlanır. Drefyus ve avukatının haberi olmadan yargıçlara gönderilir. Bu düpedüz haksızlıktır. Yargıçlarda bunun farkındadır ama susmayı tercih ederler. Böylece Drefyus suçlu bulunur. Aşağılayıcı yahudi karşıtı sözlere maruz kalır ve cezasını çekmek için Şeytan Adasına gönderilir.

Tabii Zola’ya da yaptığı suçlama yüzünden dava açılır. Onu iftira atmakla suçlarlar ve yahudi dostu ordu düşmanı ilan ederler. Bir yıl hapis ve 3 bin frank para cezasına çarptırılır. İngiltere’ye kaçar...


Zola’nında dediği gibi gerçekleri toprağın altına saklamak saçmadır. Ne de olsa ortaya çıkar . Drefyus’un üzerine oynanan oyunlar da ortaya çıkar ama bu tam on iki yıl sürer..


Eğer Can yayınlarından okuyorsanız olay hakkında Bilgi veren yazı da bulunuyor içinde. Ama ben yine de merak edip araştırmak istedim . Konu ilginizi çeker mi bilmiyorum ama araştırmanızı ve okumanızı tavsiye ederim.
48 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Sizce aydın kimdir, kime denir? Bence aydın doğruları araştıran ve haykıran, çile çekeceğini de bilse gerçeklerin peşinden koşan, koşabilendir.

Bir yerde aydın muhalif insandır. Düzen kimin düzeni olursa olsun, o düzen içerisinde az yada çok bozukluk, çarpıklık, yalan, hırsızlık, ahlaksızlık vardır. Aydın ise bu eksiklik ve bozuklukları görebilen ve gördüğünü eserleriyle ve sözleriyle haykırandır.

Zola bu eserinde tam bir aydın inancı ve kararlılığıyla, ceza alabileceğini bildiği halde haksız yere bir adaya ömür boyu hapse gönderilen Dreyfus'ün (Fransız ordusunda görevli yahudi yüzbaşı) suçsuzluğunu hem ispata çalışmış hem de insanlık vicdanını sızlatacak bir yaradan Fransız toplumunu kurtarmak istemiştir.

Bu aslında Suçluyorum adı altında dönemin Cumhurbaşkanına Emile Zola'nın yazdığı bir mektuptur.

Zola bu mektupla, sahte ve düzmece belgelerle kirli tezgâhı kuranların oyunlarını bozmak adına bir yazı kaleme almış ve kendisininde bu yüzden ceza alabileceğini bilerek sağlam bir karakter ve yılmaz bir hak savunucusu, ateşli bir avukat rolünü üstlenmiştir.

Tam bir aydın edasıyla hareket etmiştir. Bu dava esnasında Dreyfus karşıtlarının, aşağılamak amacıyla kullandığı "intellectuel" kelimesi (bizdeki karşılığı aydın) Zola ve taraftarları için daha sonradan kullanılacak saygı kelimesine dönüşmüştür. Bu manada ilk aydın da Emile Zola olmuştur diyebiliriz.

Kitabın başında Tahsin Yücel'in olayın neden kaynaklandığı öncesi adı altında Dreyfus olayını açıklaması ve Zola'nın "Suçluyorum" mektubundan sonra ise Sonrası diye bir bölüm yazarak okurları bilgilendirmesi ve tarihsel süreci anlatması ayrı bir güzellik katmış kitaba.
48 syf.
·Puan vermedi
"Kitap, dönemin Fransız devlet başkanına yazılmış bir açık mektubu ihtiva ediyor. Emile Zola, o yıllarda Fransa’da adeta olay yaratan Yahudi bir binbaşı olan Dreyfus hakkında sürdürülen davada gördüğü yanlışlık ve haksızlıkları kaleme almaktadır. Yüksek sesle ve o günkü yasaların sınırlarını dahi aşmayı göze alacak seviyede bir üslûp kullanan Zola, kesin ve sert ithamlarla ifade etmiştir bunları."


Yazımızın devamını okumak için : http://1cay1kitap.com/sucluyorum/
48 syf.
·1 günde·Beğendi
İnceleme yapma konusunda yetenekli olduğumu düşünmemekle birlikte, bazen okuduklarımın etkisini kısacıkta olsa karalamaktan alıkoyamıyorum kendimi. Bazen içimde yeşerenler umut oluyor, bazen öfke, bazen çaresizlik, bazen özlem, bazen de tıpkı şuan Zola’nın kaleminden dökülenleri okuduktan sonra hissettiğim gibi bir isyan. Kedimce karalamalarıma başlamadan önce Emile Zola kimdir kısaca bahsetmek istiyorum.
1840 yılında Paris’te doğan Emile Zola, Fransa’da natüralizm(doğalcılık) akımının öncüsü olan ünlü bir yazar olmakla birlikte, edebiyata bulunduğu katkılarının dışında kitabımıza konu olan Dreyfus Davasında takındığı başkaldıran yapısıyla da hafızalara kazınmıştır. İnşaat mühendisi olan babasını genç yaşta kaybetmesinin üzerine hayatı zorluklarla geçen yazarımız, zamanı gelince evleniyor ve Zola ile eşi 1902 yılında Paris’teki evlerinde bacadaki tıkanıklık yüzünden zehirleniyorlar, bu zehirlenmeden sonra eşi iyileşse de Zola hayatını kaybediyor.
Kitap hakkındaki düşüncelerimi yazmaya başlamadan önce Zola’nın hayatından kısaca bahsetmek istememin sebebi Zola’nın ölümüdür. Çünkü Emile Zola’nın ölmesine sebep olan bacadaki tıkanıklığın, kitabımıza konu olan Dreyfus karşıtlarınca yapıldığını düşünenler bulunmaktadır.

Kitabımız Emile Zola’nın dönemin cumhurbaşkanına yazdığı cesur bir mektubunu barındırıyor ve mektuptan önce, mektup ve mektuptan sonra olmak üzere üç bölüme ayrılmış, bir solukta okuyabileceğimiz ama kendimizi, düzeni, her şeyi sorgulamamıza sebep olacak türden bir eser. Mektup, Fransa’da Yahudi kökenli bir subay olan Dreyfus’un haksız yere casuslukla, vatan hainliğiyle suçlanışına Emile Zola’nın sessiz kalmayışını içermektedir.
Kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, Dreyfus Davası’nın Emile Zola ile (bu mektubu yazana kadar) hiçbir alakasının olmamasıdır. Aslında Zola’ya ucu dokunan hiçbir konu yoktur yaşanılan olayda. Ancak Zola maalesef birçok zaman kapıldığımız “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” düşüncesine kapılmamış ve Dreyfus’un masum olduğunu ortaya çıkarmak için çok büyük bir cesaret örneği sergilemiştir. Mektubun sonlarına doğru geldiğimizde Zola’nın kimleri suçladığı ve suçlama sebeplerini yazarken, kendisinin de bu suçlamaları yöneltirken hareket suçunu işlediğini belirtmesi de beni etkileyen ikinci güzellik oldu. Hangimiz Zola kadar cesur davranabiliyoruz, elimizi taşın altına koyabiliyoruz ve gerektiğinde de öz eleştiri yapabiliyoruz ki…
Kısacık bir eser olmasına rağmen içi kocaman bir cesaret ve haksızlığa başkaldırı ile dolu olan bu kitabı okumadıysanız muhakkak okumanızı tavsiye ederek inceleme adı altındaki karalamama son veriyorum:)
48 syf.
·10/10
Herkes haksızlığa, adaletsizliğe karşı olabilir ama çok az kişi bunu Emile Zola gibi cesur şekilde gösterebilir. Yaşanan büyük bir yargı felaketine karşı dönemin gazetelerinden birine tam sayfa Suçluyorum başlıklı bu mektubu sunarak isyan eden Emile Zola; bir yazarın, bir aydının ve her şeyden önce bir insanın hukukta yozlaşmaya karşı nasıl tepki vermesi gerektiğini hepimize gösteriyor.
48 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Mükemmel bir başkaldırı.. Emile Zola'nın meşhur "itham ediyorum" başlıklı hukuk arayışı.. Günümüz ve ülkemiz aydın geçinenlerinin sırf başıma iş almıyım korkusuyla susmalarını veya hem mevkimi sağlamlaştırıp hem cebimi doldurayım düşüncesiyle el ovuşturup dalkavukluk edişlerini hemen her gün gördükten sonra böyle bir Emile Zola'nın onda biri kadar sesini yükselten aydına sahip olur mu bizim ülkemiz diye düşünmeden edemedim.. Emile Zola'nın dönemin yönetimine hitaben yazdığı mektubun, mektuptan öncesi ve sonrasının anlatıldığı kısacık bir kitap.. Kesinlikle tavsiye ederim..
48 syf.
·Beğendi·10/10
okuduğum en güzel mektup örneği. cesur kalemi ve fikrini savunması nedeniyle emile zola ya hayranım. kısa ve bir o kadar etkileyici bir kitap. hızlı bir şekilde okumadım açıkçası. yavaş yavaş sindire sindire okuyunca tadı daha çok çıkıyor
48 syf.
·9/10
Alman Büyükelçiliği'nde hizmetçi ve aynı zamanda Fransız ajanı olan Madam Bastian, çöpte yırtık ve imzasız bir mektup bulur. Bu mektup Fransız Ordusu'na ilişkin bilgiler içerir.
Binbaşı Du Paty de Clam bir yazıbilimcidir ve konuyu araştırmak için görevlendirilir. Yazının Dreyfus'ün olduğunu söyler ve Dreyfus tutuklanır.
Bununla birlikte sağcı basın sadece Dreyfus için değil tüm Yahudileri suçlar nitelikte propaganda yapar.
22 Aralık 1894'te Dreyfus için ömür boyu sürgün kararı çıkar ve Şeytan Adası'na gönderilir.
Bir zaman sonra Georges Picquart adlı subay Dreyfus'ü zindana gönderenlerin yerine atanır. Belgeleri düzenlerken Dreyfus'ü mahkum eden mektuba rastlar. Yazıyı farklı uzmanlara göstererek suçlunun Binbaşı Esterhazy olduğunu doğrular ve komutanlara bildirir. Aldığı cevap yüreklerin nasıl taşlaştığını kanıtlar cinstendir:
- Bir Yahudi Şeyta Adası'nda kalmış kalmamış, bundan sana ne?

Neyse ki yüreği taş olmayanlar vardır. Yahudi kökenli bir gazeteci Bernard Lazare mektubu ve suçlunun Esterhazy olduğunu açıklar.
Dreyfus yanlısı yazılar ve kişiler çoğalır. Nihayet 10 Ocak 1898'de Esterhazy tutuklanır fakat Dreyfus serbest bırakılmamıştır.
Bu olaydan 3 gün sonra 13 Ocak 1898'de Emile Zola 'Suçluyorum' adlı yazısını L'aurore gazetesinde yayımlanır.
Bu yazı cumhurbaşkanına yazılmış bir direniş yazısıdır.

23 Şubat 1898'de Esterhazy'nin cezası belli olur: 3000 frank para ve 1 yıl hapis cezası!!!

9 Eylül 1899'de Dreyfus tekrar yargılanır. 'Hafifletici unusurlar' göz önüne alınarak 10 yıl hapis cezası verilir.

Ve nihayet 19 Eylül 1899'da cumhurbaşkanı Dreyfus için af imzalar.

Senaryo hepinize tanıdık gelmiştir. Günümüze kadar buna benzer pek çok olay yaşanmıştır çünkü. Bu yaşanmış olay bize gösteriyor ki edebiyatçılar sadece edebiyat dünyasında etkili değil, adaletin yerini bulmasında, haksızlığa karşı durmada, ayrımcılığa karşı da etkili. Bu süreçte kendisi de pek çok dava gören ve alehinde propaganda yapılan Emile ZOla'nın cesaretine hayran kalmamak mümkün değil.

⏳ Bitti artık, Fransa'nın yanağında böyle bir leke var. Tarih böyle bir cinayetin sizin başkanlığınızda işlenebildiğini yazacak.

⏳ Benim görevim konuşmak, suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim orada, işkencelerin en korkuncu içinde, işlemediği bir suçun cezasını çekmekte olan suçsuzun hayaletiyle dolup taşacak.

⏳ Ey adalet, ne korkunç bir umutsuzlukla sıkılıyor insanın yüreği.

Son olarak şu güzel satırları eklemeden geçemem:
'Önce komünistler için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.
Sonra sosyalistler için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü sosyalist değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim.
Sonra beni almaya geldiler, benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.'
-Martin Niemöller-
48 syf.
·Beğendi
Büyük romancı emilezola,13 ocak 1898 günü L’Aurore gazetesinde yayımladığı,Fransız genelkurmayına yönelik “ suçluyorum “ başlığıyla cumhurbaşkanına bir mektup yazıyor.Dreyfus’e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oluyor Zola.Ancak kendisi iftira etmekle suçlanarak yargılanıyor.Fransa’da bir dönemin en önemli davası olan ve ancak on yıl sonra haklılığı ispat edilen, sistemin hatalı olduğunu kabul etmek yerine hatasında ısrar eden yöneticilere haykırışıdır bu kitap.Okurken Zola’nın cesaretine öykündüm,diğer yandan yıl 2018 ve ülkemde haksızlığa uğrayanları düşünüp suskun kalmamıza üzüldüm.Emile Zola’yı vicdanlı ve dik duruşundan ötürü yürekten kutluyorum.
Gerçek toprağın altına kapatıldığı zaman, orada öyle bir toplanır öyle bir patlama gücü kazanır ki, patladığı gün her şeyi kendisiyle birlikte havaya uçurur. İleride, yıkımların en gümbürtülüsünün hazırlanıp hazırlanmadığını göreceğiz.
Emile Zola
Sayfa 33 - Can Yayınları
Zola, yeni cumhurbaşkanına “Suçluyorum” başlığı altında bir açık mektup yazar: “Gerçeği gömmeniz boşuna, toprağın altında yol alıyor; bir gün, her yandan fışkıracak, öç bitkileri olarak açılacaktır,” diye seslenir.
Ey adalet, ne korkunç bir umutsuzlukla sıkılıyor insanın yüreği!
Emile Zola
Sayfa 28 - Can Yayınları
Borçlar ve suçlar altında ezilmiş kişiler suçsuz ilan ediliyor; buna karşılık, onurun ta kendisi, yaşamı lekesiz bir adam cezalandırılıyor.
Bir toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürümeye başlamış demektir.
" Borçlar ve suçlar altında ezilmiş kişiler suçsuz ilan ediliyor; buna karşılık, onurun ta kendisi, yaşamı lekesiz bir adam cezalandırılıyor.
Bir toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürüme başlamış demektir. "
“Benim tek bir tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş olan insanlık adına, ışık tutkusu.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Suçluyorum
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
48
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750708497
Orijinal adı:
J'accuse
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Suçluyorum
Suçlusun!..
19. yüzyıl sonları Fransa'sında, Yahudi kökenli bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus'ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temellerinden sarsan bir toplum olayıydı. Tam 12 yıl sonra Dreyfus'ün aklanmasıyla sonuçlansa da, Üçüncü Cumhuriyet ve çağdaş Fransa'nın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği güçler dağılımı, kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, sağdaki milliyetçiler ile soldaki antimilitaristler arasında uzun sürecek bir bölünmenin doğmasına yol açtı.

Büyük romancı Émile Zola, 13 Ocak 1898 günü bir gazetede yayınladığı Suçluyorum başlıklı açık mektubuyla, Dreyfus'e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oldu. Artık bir klasik niteliği kazanan ve onurlu aydın başkaldırısının görkemli bir örneği olan Suçluyorum'u Tahsin Yücel'in çevirisi ve önsözüyle sunuyoruz. 

Kitabı okuyanlar 313 okur

  • Ali Talip Yücel
  • Kübra Berk
  • Hatice korkmaz
  • özge
  • Sefa Ayıcı
  • İpek
  • Oğuz Aktürk
  • Hüseyin T.
  • Özlem
  • Olesya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.8
14-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%24.6
25-34 Yaş
%36.2
35-44 Yaş
%20.3
45-54 Yaş
%7.2
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%46.4
Erkek
%53.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.1 (37)
9
%23.6 (30)
8
%23.6 (30)
7
%11.8 (15)
6
%3.9 (5)
5
%0.8 (1)
4
%2.4 (3)
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0