Gönderi

Her şey çok önceden yazılmış mı?
10/10
·220 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 23:32
En son ne zaman bir kitaba âşık olduğumu hatırlamıyorum. Bu kadar seveceğimi bilseydim, bir çırpıda bitirmez, zamana yayar, günlerce okurdum. Ama bir kitaptan, dibini sıyırırcasına daha fazla zevk nasıl alınır, keşke bildiğim bir yolu olsaydı. İnsanları kendine, adeta sayfaların arasından okuyucusunun boynuna bir kement atmışçasına bağlayan şöylesine kitaplar azdır. Böyle bir kitapla bu kadar geç tanıştığıma üzgün fakat hiç değilse tanışmadan bu dünyadan geçmediğime memnunum. Bu kitabın bana ulaşması için demek ki 187 yıl geçmesi gerekiyormuş. Bu kitaba rastlayışımın ardında ne bilinçli bir merak vardı ne de bir tavsiyenin peşinden gitmiştim. Sadece bir sabah uyandığımda kitabın kapağı ve yazarın adı gözümün önüne gelip durunca, okumaya dair güçlü bir istek doğdu. Sanki kitap bana seslenmiş de ben de bu sesi duymuşum gibi. Belki de bazı eserler, insanın hayatına ancak kendi vakti geldiğinde giriyor ya da biz kendimizi hazır hissettiğimizde. Ben de bu kitaba iyi bir vakitte tesadüf etmişim; şimdi bakıyorum da ben kitaba ulaştım sanırken, meğerse o bana ulaşmış. *** Aşağı yukarı son yarım asırdır dünyada yeni bir insan tipi belirginleşti: Aylak adam. Hayattan tat almak ister alamaz, eğlenmek ister canı sıkılır, maceraya atılmak ister kılını kıpırdatası gelmez, etrafındaki şeyler onu sıkar, aynılıktan usanır, aynı yerden, aynı insanlardan, aynı işlerden bunalır, hiçbir şey can sıkıntısını gideremez, bulunduğu hiçbir yere kök salamaz. Ne yapacağını kendi de pek bilemez. Ona da rüzgârın önüne katılmış bir kuru yaprak misali oradan oraya savrulmak düşer. Seyahat etmekten başka çaresi kalmaz. İşte biz tüm bu duyguları çoğu zaman yalnızca kendi çağımıza, bize ait sanırız; kaosla dolu şehir hayatından usanmış, kalabalıklar içinde silinmeye yüz tutmuş, her gün birbirinin aynı binlerce insanın yanından geçip giden, öyle ki uzaydan bizi izleyenler olsa bir makinenin dişlisi (öyle değilsek bile belki de öyleleşiyoruzdur) sanılacak olan bize ait… Oysa yanılmadığımızı kim iddia edebilir? İki yüzyıl kadar önce genç bir adamın da göğsünden aynı sıkılmışlık, aynı bıkkınlık ve hiçbir yere, hiçbir kimseye bağlanamama duygusu -belki de duygusuzluğu- geçiyordu. Şaşırtıcı olan, bu ruh hâlini modern zamana özgü sanmamız ve geçmişte yaşamış insanları bir bütünmüş gibi sayıp kimi durumlarda daha şanslı görmemize rağmen, aynı boşluğun o dönemlerde de hissediliyor olmasıdır. Üstelik bunu belki de ilk kez dile getiren kişi, henüz yirmi beş yaşında genç bir delikanlı. Mihail Lermontov, yarattığı karakterle öyle bir insan tipini görünür kılmış ki Aleksandr Blok’un sözünü ettiği gibi, bıraktığı miras bütün Rus edebiyatının iliklerine kadar işlemiş. Bir de bu romanın, çocukluğundan beri Kafkasya hayranı olan yazarca, sonraları kendisinin de sürgün edildiği, hayatına pek tesiri olmuş ve dönemin siyasi sürgün coğrafyası Kafkasya’da hikâyeleştirilmesi, Kafkasya kökenli biri olarak çok hoşuma gitti; adeta yazılan satırlardan görünen Kafkasya dağları, karı, iklimi, manzarası, bana tanıdık bir yakınlık duygusu verdi. *** Peçorin’de Lermontov’dan çok şey vardı, şüphesiz; her şey mi, kim bilebilir? Onu tanıyan herkesin, ardından en çok bahsettiği şey alaycılığı, hiçbir şeyi ciddiye alamaması, sürekli her işi şakaya vurması ve birtakım başka umursamazlıklar. Küçüklüğünde kızlar tarafından pek arzulanan bir erkek değilken, büyüdüğünde kendisiyle ilgilenilen fakat bu kez de kendisi bir kez baktığına dönüp ikinci kez bakmayan biri hâline gelmiş. Nedeni ne? İnsan bu hâle niye gelir? İnsanın, ciddiyetini böylesine yitirmesine, kendini her şeyi sürekli alaya almak zorunda hissetmesine ne sebep olmuş olabilir? Acı mı? Üzüntü mü? Belki de zorluklarla başa çıkma yöntemidir. Kim bilebilir? Lermontov’un böyle erken bir yaşta 27’ler kulübüne katılması ve böyle bir kalemin bu kadar genç bir yaşta kırılması, hayat hikâyesini öğrendikten sonra bende derin bir üzüntüye neden oldu. Demek biz insanlık olarak böyle şahane bir yazarı bu kadar erken kaybettik he? Kim bilir yetmişine kadar yaşasaydı ne eserler kaleme alırdı. Ama bazı ruhlar genç olmak için yaratılmamış mıydı zaten. “Demek onun alınyazısı da böyleymiş!” \/ /\ Zaman zaman yaptığım gibi bu romanın arkasından da Chatgpt’ye karakterleri betimleyerek, bilinmeyen detaylarda ya hayal gücümden ya yapay zekânın yaratıcılığından yararlanarak karakterlerin yaklaşık tasvirlerini oluşturttum. Ortaya bence harika görseller çıktı. Sanırım bunların bir haritasını oluşturup kitabımın arasına koymalıyım. • Grigoriy Aleksandroviç Peçorin: i.hizliresim.com/c54sl3j.png i.hizliresim.com/37c6xjq.png • Maksim Maksimiç: i.hizliresim.com/pcy7dxh.png • Azamat: i.hizliresim.com/6pyrz9d.png • Bela: i.hizliresim.com/qkel2rd.png • Kazbiç: i.hizliresim.com/bnqrj2t.png ~ • Kör çocuk: i.hizliresim.com/f17ckt5.png • Kocakarı: i.hizliresim.com/n7o9t8b.png • Undina : i.hizliresim.com/tlc6oqq.png • Yanko: i.hizliresim.com/c29o3ag.png ~ • Gruşnitski: i.hizliresim.com/c9466kz.png • Prenses Meri: i.hizliresim.com/6erwvg4.png • Prenses Ligovskaya: i.hizliresim.com/kj4i04m.png • Vera: i.hizliresim.com/90dxzro.png • Doktor Werner: i.hizliresim.com/q445pxd.png
Edebiyat
Zamanımızın Bir KahramanıMihail Yuryeviç Lermontov · İletişim Yayınevi · 20235,5bin okunma
·
47 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.