Sürgün Bilgi çok sevdiğim bir arkadaşım ısrarla okumam için önermişti yıllar önce. Ben daha çok Rollo May ve Irvin D. Yalom okumayı seviyorum. Ama çocukluk travmaları da er ya da geç yüzleşilmesi gereken bir durum. Alice Miller'ın diğer kitaplarını da fırsat bulursam okuyacağım. Kitapta ilgiçi çekici birçok farklı hikaye var. Muhtemelen anlatılan vakalardan birçoğuyla kendi çocukluğumuza bağ kuracağızdır. Her geçen gün çocuk olmanın ve ebeveyn olmanın doğası ve kuralları değişiyor. Eskiden doğal karşılanan şeyler artık bir suç, istismar veya hata olarak görülebiliyor.
Kitapta dikkatimi çeken birkaç konu oldu. Çocukların cinsel yoldan istismar edilmesi, annelerin aşırı koruyucu davranışları ve babaların ilgisizliği... Çocukken hatırlamadığımız bazı anılar yıllar içinde su yüzüne çıkabiliyor. Kitapta çok güzel bir örnek var. "Çocuklar sevgiye ihtiyaç duyabilir, cinsel dürtülerini fark edemediği ve kontrol edemediği dönemler olabilir. Bunları yönetmek veya dizginlemek zorunda değiller. Yetişkinler bu durumdan faydalanıp çocukları cinsel olarak istismar etmemeli." Maalesef çocukların cinsel yoldan istismar edilmeleri geçmişten bugüne çok yaygın bir durum. En güvendiğiniz insanlar bile size bunu yapabiliyor. Bazen bunu masumane bile bulabiliyorlar. Eskiden eğer bu istismarı yapan kişi baba ya da evi geçindiren kişi ise genel olarak kol kırılır yen içinde kalır mantığı işliyor. Çünkü yuva dağılmasın, evin geçimi zora girmesin diye bu durumlar görmezden gelinirdi. Ya da hatayı ve kabahati çocukta ararlardı.
Kitap eski bir olmasına rağmen temelde hepimizin anlayabileceği, empati kurabileceği ve geçerliliği bugün de devam eden argümanlara sahip. Ben bir erkek çocuğu olarak babamın ilgisizliği, ciddiliği ve sevgisini gösterememesiyle büyüdüm. Ayaklarım yere sağlam bassın diye bana hiç çocuk muamelesi yapmadı. Ve bunu bir bahane olarak kullandığım zamanlar olmadı değil. Eğitim hayatımda, kariyerimde ve ilişkilerimde yaşadığım bazı başarısızlıkları kimi zaman babamla eksik kalan ilişkimize bağladım.
Bunu aşmayı uzun yıllar süren mücadeleler sonucunda öğrendim. Bardağın dolu tarafına bakarak oldu bu. Babamın veremediği sevgiyi ve ilgiyi annem, dedem ve dayılarım kapattı. Bana çok güzel bir çocukluk, kalabalık bir aile, lezzetli ve neşesi bol sofralar, unutamayacağım anılar bahşettiler. Bugün hâlâ mutsuz olduğum anlarda çocukluğumun anılarını hatırlar kendimi teselli ederim. Yıllar geçtikçe babamın aslında sevgisini gösteremediğini, kendi çocukluğunu yaşayamadığını, ailesinden sevgi göremediğini öğrendim. Bu durum daha kolay empati kurmamı sağladı. Ayrıca yaşadığımız zorluklardan şikayet etmek yerine onları bizi güçlendirmek ve hatalarımızdan ders almak için kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.
Charles Eisenstein'ın hiç unutmadığım bir sözü var. "Eğer bu yaşınıza kadar gelebildeyseniz aileniz size hayatta kalabilecek kadarını verebilmiş demektir." Beklentileri düşürün demiyorum ama daha fazlasına sahip olabilmek de bizim elimizde. Babamla olan mücadelemi babama dönüşmeyerek ama onu anlamaya çalışarak sürdürüyorum.