Bana göre edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en görkemli, en akıl almaz ve en hüzünlü yapıtlarından biri olan Yaşam Kullanma Kılavuzu, okuduğum Perec kitapları arasında da tartışmasız başyapıtıdır. 1978 yılında yayımlanan bu devasa metin, sadece bir roman değil; Oulipo (Potansiyel edebiyat atölyesi) akımının zirve noktası, devasa bir edebi matematik problemi ve insanlığın nafile çabalarına yakılmış felsefi bir ağıttı. Neden bu kadar görkemli olduğunu Oulipo felsefesi ile daha sonra anlatacağım.
Şimdi, roman, 23 Haziran 1975 günü, saat akşam sekizi bulmadan hemen önceki tek bir ana odaklanır. Paris’te, Simon-Crubellier Sokağı 11 numarada bulunan 10 katlı bir apartmanın cephesi hayali olarak kaldırılır. Ben, burada adeta dev bir oyuncak bebek evine veya kesiti alınmış bir karınca yuvasına bakar gibi binanın tüm odalarını, merdiven boşluklarını ve bodrum katlarını aynı anda görür gibi oldum. Perec, doğrusal akan zamanı durduruyor ve onun yerine yatay ve dikey uzanan mekânı koyuyor. Her bölüm, binadaki farklı bir odanın eşyalarını, o odada yaşayanların (veya geçmişte yaşamış olanların) anılarını, hayallerini ve trajedilerini anlatıyor.
Binadaki onlarca karakter ve yüzlerce yan hikaye arasında, romanın ana omurgasını eksantrik bir İngiliz milyoner olan Percival Bartlebooth'un hayat projesi oluşturuyor. Bartlebooth, hayatına tamamen anlamsız, hiçbir iz bırakmayacak ve faydasız bir düzen kurmak için 50 yıllık bir plan yapar, bu plan şöyledir:
* 10 Yıl: Sadece suluboya resim yapmayı öğrenir.
* 20 Yıl: Dünyayı dolaşarak her on beş günde bir, tam 500 adet liman manzarası çizer. Çizdiği bu resimleri Paris'e, aynı apartmanda yaşayan zanaatkar Gaspard Winckler'a ( Paralı Asker romanındaki isim buraya usta bir yapbozcu olarak dönmüştür) gönderir. Winckler bu resimleri 750 parçalık ahşap yapbozlara dönüştürür.
* Son 20 Yıl: Bartlebooth Paris'e döner ve her on beş günde bir bu yapbozları yeniden birleştirir. Birleşen resimler özel bir kimyasal işlemle ahşaptan sökülür, orijinal suluboya kağıdına geri döndürülür ve resimlerin çizildiği limanlara gönderilerek özel bir çözücü ile deniz suyunda yıkanıp beyaz ve boş bir kağıda dönüştürülür.
Kusursuz bir hiçlik çabası! Ne var ki, insan doğası ve rastlantılar, bu kusursuz programın yavaş yavaş çökmesine neden olacaktır.
Bitti mi? Bitmedi, işler şimdi daha da karmaşıklaşıyor.
Kitabın ardındaki yapısal deha dehşet verici! 10 katlı apartmanın her katında 10 oda/bölüm vardır ve bu da 10x10'luk bir satranç tahtası oluşturur.
Perec, bölümler arası geçişi satrançtaki "Atın Hareketi"ni (L şeklindeki sıçramalar) kullanarak kurgulamıştır. At, 10x10'luk apartman ızgarasındaki 100 odanın her birine sadece bir kez uğrayarak binayı gezer. Dahası yazar, her odada bulunması gereken nesneleri, renkleri, edebi alıntıları ve kavramları "Greko-Latin Kareleri" adı verilen karmaşık bir matematiksel algoritma ile önceden belirlemiştir.
Hazır o kadar vakit ayırıp okudum, almış olduğum birçok notu da burada dursun diye paylaşmak istiyorum, bu vesileyle faydalananlar da olur.
Öncelikle Oulipo akımı ve Greko-Latin kareleri nedir ondan bahsedeyim. Kitabı bu kadar çözümleyerek incelememim sebebi ise gerçekten anlaşılması ve zihnen sindirilmesi çok zor bir eser. Çünkü yazar bu kitabı oluşturmak için yıllarını veriyor ve hâliyle bir oturuşta okuyup anlamamızı istemiyor, anlamak için emek ve bilgi birikim istiyor Perec. Armut piş ağzıma düş bir anlatım yok bu kitapta.
Tamam ne diyordum, ah evet; Oulipo. Devam edelim...
Edebiyatta ilhamın gökten indiğine inanan romantik anlayışa karşı, Oulipo akımı ve Georges Perec, yaratıcılığın ancak aşılması gereken bir engel (kısıtlama) olduğunda ortaya çıkacağını savunuyor, tabi bu benim çıkarsamam. Yaşam Kullanma Kılavuzu, yazarın bu felsefeyi kanıtlamak için inşa ettiği devasa bir edebi makinedir. Metnin altındaki matematiksel zemin, hikâyeyi sınırlandırmaz; tam aksine, olay örgüsünü bizzat üreten jeneratörün ta kendisi olur.
Yukarıda, yazarın bir odadan diğerine geçerken satrançtaki "Atın Hareketi"ni (L çizerek ilerleme) kullandığından bahsetmiştim. At, tahtadaki her kareye (odaya) yalnızca bir kez uğramak zorundadır.
Bu kısıtlama, klasik romanlardaki "Neden-Sonuç" ilişkisini parçalıyor işte. Okur olarak bizler, bir cinayetin işlendiği odadan çıkıp, bir alt kattaki hizmetçinin sıradan bir toz alma sahnesine, oradan da çatı katındaki eski bir antikacının anılarına sıçrıyoruz. Olaylar birbirini zamanla değil, komşulukla tetikler. Bu yapı, biz okuru pasif bir dinleyici olmaktan çıkarıp, apartmanın içinde dolanan ve parçaları birleştiren aktif bir dedektife, bir yapboz çözücüsüne dönüştürüyor.
Yazarın sadece odaları hangi sırayla gezeceğini değil, o odaların içinde ne olacağını da matematik belirlemiştir. Perec, her biri 10x10 boyutunda olan 21 çift (toplam 42 adet) liste hazırlamıştı. Bu listelerde; renkler, mobilyalar, hayvanlar, tarihi dönemler, duygular, edebiyat alıntıları, kumaş türleri ve eylemler yer alıyor.
Bu listeleri "Greko-Latin Kareleri" adı verilen karmaşık bir algoritmaya göre 100 odaya dağıtıyor. Kural ise şudur: Hiçbir kombinasyon bir daha asla yan yana gelmeyecektir.
Bu matematiksel diktatörlük, Perec'in olay örgüsünü yaratmasındaki asıl itici güçtü. Diyelim ki formül, 43. oda için yazara şu zorunlu malzemeleri verdi: Yeşil renk, bir papağan, intikam duygusu, deri bir koltuk ve Borges'ten bir alıntı. Yazar şimdi, tamamen alakasız görünen bu nesneleri mantıklı bir hikâye içinde eritecek bir karakter ve geçmiş yaratmak zorundadır. İşte romandaki o akıl almaz zenginlikteki, birbirinden tuhaf, absürt ve trajik yüzlerce yan hikâye, Perec'in bu rastgele atanmış nesneleri anlamlı bir bütün (yapboz) haline getirme çabasından doğmuştur.
Oulipo felsefesine göre, tamamen kusursuz bir kural, edebi metni boğar ve mekanikleştirir. Sistemin yaşaması için, kuralın içine zekice yerleştirilmiş bir "hata" (Epikurosçu felsefeden alınan Clinamen kavramı) gereklidir.
Perec bu kusursuz matematiksel makineye kasıtlı hatalar eklemiştir.
Hemen ondan da bahsedeyim, umarım tüm kafa karışıklığı birazdan çözüme kavuşur.
* 10x10'luk ızgara 100 oda etmesine rağmen, roman 99 bölümdür. At, sol alt köşedeki bodrum katını bilerek atlar.
* Bartlebooth'un 50 yıllık o kusursuz hiçlik projesi, yapboz ustası Winckler'in tahtaya işlediği tuzaklar yüzünden çöker. Bartlebooth kör olur ve ölürken elinde tuttuğu son yapboz parçası "W" harfi şeklindedir; oysa tahtada kalan son boşluk "X" harfi şeklindedir.
* Matematikteki bu kasıtlı sapma, romanın felsefi çekirdeğini oluşturur. İnsan hayatı ne kadar kusursuz planlanırsa planlansın, ne kadar katı kurallara bağlanırsa bağlansın, eninde sonunda kaosa, ölüme ve hesaplanamayan o küçük hataya yenik düşecektir. Matematik, insanın çaresizliğinin şiirine dönüşür.
Böylece Perec, Yaşam Kullanma Kılavuzunda matematiği bir zincir olarak değil, bir kaldıraç olarak kullanmıştır. Sınırlar ne kadar daralırsa, yazarın bu sınırları aşmak için başvurduğu edebi zeka da o kadar genişlemiş ve insanlık hallerinin devasa bir envanterini ortaya çıkarmıştır.
Son olarak toparlamam gerekirse Yaşam Kullanma Kılavuzu, insan hayatının tüm karmaşasını, eşyaların hafızasını, hayal kırıklıklarını ve takıntılarını eşi benzeri görülmemiş bir geometrik disiplin içine hapseden devasa bir edebiyat abidesidir. Bir romandan öte, içinde kaybolunacak, her okuduğunuzda yeni bir bağlantının keşfedileceği kocaman bir ansiklopedidir.