Fyodor Dostoyevski ’nin Yeraltından Notlar eserinden sonra Rus edebiyatına mesafeli yaklaşmıştım. Ancak İvan Gonçarov'un Oblomov romanını okuyunca bu bakış açım değişti. Akıcı anlatımı ve sade diliyle eser, beni baştan sona içine çekti. Alter Yayıncılık baskısı 548 sayfadan oluşan roman, dört temel karakter etrafında şekilleniyor. Bunlardan özellikle İlya İlyiç Oblomov ve Andrey Ştoltz, eserin ana temasını belirleyen figürlerdir.
İlya İlyiç Oblomov, ailesi tarafından küçük yaşta şımartılarak yetiştirildiği için tembel, hayalperest, kararsız ve sorumluluk almaktan korkan bir kişiliğe sahiptir. Hayatını sürekli erteleyen bu tavrı, onu zamanla “Oblomovluk” denilen uyuşukluk haline sürükler.
Andrey Ştoltz, Alman bir baba ile Rus bir annenin tek evladıdır. Babası ona disiplin ve çalışkanlığı, annesi ise edebiyat, tiyatro ve müzik gibi kültürel değerleri kazandırmıştır. Bu çift yönlü eğitim sayesinde Ştoltz, hem disiplinli hem de hayatın zevklerini tatmayı bilen idealist bir karakter olarak Oblomov’un tam karşıtıdır.
Olga Sergeyevna, genç, güzel, idealist ve duygusal bir aristokrat ailenin tek kızıdır. Annesini küçük yaşta kaybettiği için bu boşluğu başka sevgilerle doldurmaya çalışır. Oblomov ile yaşadığı ilişki, onun değişim ihtimalini simgeler.
Zahar, Oblomov’un hizmetlisidir. Tembel, başkalarına bağlı ve sadık bir kişiliğe sahiptir. Tek başına yaşayamayan, yönlendirilmeden hareket edemeyen bu karakter, Oblomov’un pasifliğini besleyen bir unsur olarak dikkat çeker.
Romanın ilk 200 sayfası, Oblomov’un yaşam sevincini ve mücadelesini nasıl kaybederek “Oblomov” haline dönüştüğünü anlatır. Sonraki bölümlerde ise Ştoltz ve Olga ile birlikte kısa süreli bir “normal” yaşam denemesi görülür. Bu süreçte aşkın sarhoş edici etkisi, insanların ikiyüzlülüğü ve açgözlülüğü açık bir şekilde ortaya konur. Okurken büyük keyif aldım; ancak bir noktadan sonra Oblomov’un umursamazlığı, saflığı ve uyuşukluğu beni çok sinirlendirdi. Hatta bir an için “keşke orada olsam da yakasına yapışıp aklını başına getirsem” diye düşündüm. Bu tepki, Gonçarov’un karakteri ne kadar canlı ve gerçekçi yazdığını gösteriyor.
Oblomov, yalnızca bir bireyin tembelliğini değil, aynı zamanda dönemin aristokrat kültürünün yarattığı toplumsal ataleti de eleştirir. Oblomov’un kişiliği, aşırı korumacı ve şımartan bir yetiştirme tarzının yetişkinlikte nasıl sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne serer. Bu nedenle eser, edebi bir değer taşımasının yanı sıra pedagojik bir ders de içerir.
Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum, Oblomov herkesin okuması gereken bir romandır. Özellikle ebeveynler, çocuklarını birer “prens” veya “prenses” gibi büyütmek yerine, onların kendi ayakları üzerinde durmalarını ve zorluklarla mücadele etmelerini sağlayacak şekilde yetiştirmelidir.