Kırk Oda çocukken anlamadan geçtiğimiz, yetişkin olunca içimizde saklanan masallara farklı bir pencereden bakıyor. Prensesler, prensler, saraylar, uçan halılar, hepsi çocukluğumuzda kalmış olamaz. Biz onları farkında olmadan taşıdık her yeni yaşımıza.
Çocukken üzerinde durmadığımız, büyüdükçe anlamını çözdüğümüz 40. yasak oda miti var bir de...
Peki masallarla 40. oda neden yasak? sorusu ise masalın kendisinden daha derin. Görmek istemediğin, toplumdan saklanan, kendinle yüzleşmekten kaçtığın şeylerin saklı olduğu oda, 40. oda. Açtığında artık eskisi gibi olmayacağın, hikâyelere inanmayacağin. Ve o odanın kapısını açıyor Mungan.
Kadın figürler üzerinden yürüyor masallar. Öyle ya anlatılanlara göre ... Kurbağayı öpen ben,ayakkabı için kendini parçalayan, yedi cüceden medet uman, uyanmak için prensi bekleyen… yine ben. O saçı da boşuna uzatmadım zaten.
Alt metindeki prensler tarafında da durum iç açıcı değil. Korkusuz, kurtarıcı, güçlü olma misyonu da masalların onlara yüklediği duygular.
Ortak mesele herkesin bir role sıkışmış olması.
Ama nereye kadar? Cinsiyet üzerinden polarize olmuş bir toplumda kendi düşüncem ile hareket etmeyi ne zaman öğreneceğim?
Kadına kurtarılma acizliğini, erkeğe kurtarıcı sorumluluğunu zihnimize hangi hikâyeler ekledi. Bu anlatı, hangi toplumsal yapının işine yarıyor? Kimi merkeze koyuyor, kimi ötekileştiriyor? Hangi rolleri "normal" kabul ediyor?
Masallar ve edebiyat bu alanda kendine yer bularak ilerliyor. Örnegin uygulama üzerinde de etkileşim alan birçok stereotip söylem var. "Bütün erkekler aynıdır" veya "Kadınlar hep böyle yapar" gibi cümleler, bireyleri karakterlerinden bağımsız olarak sadece cinsiyet kimliklerine hapsediliyor.
Bu basit formüllerin altında toplum benim kişiliğim de bir günde eritmedi tabii ki...
Murathan Mungan bu kitabında tam olarak bu yarayı kanatıyor.
Postmodern hikâye kurgusuyla masalları yeniden yazıyor ve okuyucuya hermeneutik yorumlama deneyimi ile çürümenin bir unsuru masalları, masaya yatırıyor. Yani Mungan masalların iskeletini almış ve psikanalitik ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerinden oluşturduğu yapı ile yeniden şekillendirmiş.
Birbirinden keskin ve derin dokuz ayrı öyküden oluşan kitapta; ben "Makas" ta takılı kaldım. Bir kadının hayat treninde yaptığı yolculuk deneyimi, o sıkışmışlık halinin rahatsız eden sesi gibiydi. Artık olmayan insanların zihninde kapladığı yer ve yankı vagonlarının içinde nefes almak için aranan her pencereyi ruhumda hissettim. Bulunan pencere ile biraz nefes aldım, kaybedince zihnimin karanlığında kaldım.Bir tren istasyonuna ulaşmak için harcadığım ömrümde, kaç istasyon kaç yolcu vardı? Temas ettiğim, sevdiğim, nefret ettiğim kaç insanla yolumu bir “makas” ayırdı? Toplumsal normlarla giydiğim matem kıyafetlerimi ben mi seçtim? kaç istasyonda, kaç yolcuyla vedalaşmak zorunda kaldım? Mungan'ın da dediği gibi; yaş aldıkça cevaplar değil, sorular artıyor sanırım.
Zihnimizin vagonlarında kaç yolcu kaldı bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa, herkes kendi istasyonununda iner ve masal bir yerden devam eder.
Yapısal olarak metin, yoğun parantez kullanımıyla dikkat çekiyor. İlk bakışta bu fazlalık hissi yaratıyor gibi; ancak ilerledikçe bunun bilinçli bir tercih olduğu anlaşılıyor.Dilinin rengi şiirsel ve ritmi cümlelerin yükünü hafiflettiyor. Bazı cümlelerin tekrara düşmesiyle hedef alınan duygusal yoğunluk yükseliyor.
Büyüklerimiz bize masalları muhtemelen uslu durmamız, iyi kötü ayrımı yapmamız, ormanda yolumuzu bulmamız için anlattı... Oysa biz inkar etsek de; verilen rollere sadık kaldık, kahraman bekledik, birini kurtarmayı diledik, taht hayalleri kurduk, aşağı inmeye cesaretimiz bile yokken uzattık saçlarımızı. Sonuç; kendi masallarımızın mutsuz kahramanları olarak uyandık çoğu zaman o yeni güne.
Mungan ise diyor ki; Kendine dürüst olup, kim olduğuna karar vererek yürürsen kendi masalının sonunu daha bilinçli olanla değiştirebilirsin.
Kitaptan bana kalanlar ise;
Başkasının krallığı sadece bir krallıktır, önce kendi krallığını kur.
Aynaya sadece güzel olduğunu duymak için değil, kim olduğunu görmek için soru sor.
Herkesin verdiği elmayı yemek yerine,
kendi bilgi ağacının gölgesine dinlen.
Bir kurbağayı değiştirmeye çalışmak yerine, değişimin ve gelişmenin bir ömür boyu olduğunun farkına var.
Saçlarını kendin için uzat, çünkü başlayacak olan, sen hazır olduğunda başlar.
Ve her masal bir prens ve prensese ihtiyaç duymaz. Bazen iki eşit insanın, birbirini kurtarmaya çalışmadan kurduğu bağ, en gerçek masalı yazar.
Bu incelemeyi kadını eksik, erkeği ölçü yapan tüm çarpık zihniyetlere armağan ediyorum. Ve asıl masal, kimsenin kimseye rol biçmediği yerde başlar.
Keyifli okumalar...