Spoiler içerebilir fakat kitaptan alacağınız zevki azaltmaz, yani bence :))
Anna ile Tom. Nerden geldikleri veya nereli oldukları belli değil, aslında önemli de değil.. Çünkü onlar herkes olabilir. Görüntülerle örülü bir dünyanın içindeler. Kendilerini kreatif profesyonel olarak tanımlıyorlar.
Berlin'e taşınmalarıyla başlıyor hikaye, orda onları çeken bir bolluk hissi, sınırsızlık hissi, özgürlük hissi var. Fakat onların sınırsız olarak tanımladığı şey, bomboş binalar, kullanılmayan hava limanı vs. Ve fakat bunun altında yatan korkunç hikayeye vakıf değiller. Çünkü yaşadıkları yerin tarihini bilmiyorlar, güncel sorunları ile ilgilenmiyorlar. Aslında orda yaşıyorlar ama orda yaşamıyorlar. Oraya angaje olamıyorlar.
Yaşadıkları yer ise uzun uzun anlatılan bir imgeden ibaret.
İskandinav koltuklar, çeşitli bitkiler, bal rengi parkeler, elmalı laptoplar..
Bunlar işin reklam yüzü. Herkes o işi yapıyor diye reklamcı olan Perec misali karakterlerimiz de bu işin içine bulaşmış buluyorlar kendilerini. İşleri de dahil olmak üzere neyi ne için yaptıklarını bilmez haldeler. Akan görüntüde ne bulmayı umduklarını bilmez vaziyette geçiyor vakitleri.
Bolluk ve sınırsızlık hissi açlıklarını pekiştiriyor ve daha fazlasını görmek istiyorlar. Görüntülerden kendilerini kurtaramıyorlar. Manipüle edildikleri zevklere tutunuyor ve tüketiyorlar.
Ve sonunda yaşadıkları hayat ağızlarında kekremsi bi tat bırakıyor. Ordan kurtulmak için bazı şeyler deniyorlar. Fakat kendilerinden zihinlerinden kurtulamıyorlar.
YKY Ankara kitap kulübü vesilesiyle okudum bu kitabı. Cem Alpan beyin ve güzel katılımcıların katkısıyla bambaşka kapılar açıldı zihnimde. Bu yazıyı da ordan edindiğim fikirlerle birlikte yazdım.