Konusu:
Lexi, Near isminde bozkırın kenarında yer alan küçük, izole bir kasabada yaşamaktadır. Burada rüzgâr insanlara şarkılar fısıldar, bozkırın adeta kendine ait bir ruhu vardır ve kasaba sakinlerine küçük yaşlardan itibaren yüzyıllardır süregelen bir cadı hikâyesi anlatılır.
“Çok ama çok uzun zaman önce, Near Cadısı köyün en ücra köşesindeki küçük bir evde yaşardı. Başını çevirdiği yöne bağlı olarak hem çok yaşlı hem de çok gençti. Kaldı ki kimse cadıların yaşını bilmez. Bozkırın dereleri onun kanı, otları teniydi. Gülümsemesi hem nazik hem de keskindi, tıpkı kara, kara gecedeki ay gibi. Near Cadısı dünyayla kendi dilinde konuşmayı bilirdi ve bazen kapınızın altından gelen sesin rüzgârın uğultusu mu yoksa Near Cadısı’nın tepeleri uyutmak için söylediği şarkı mı olduğunu bilemezdiniz. Hepsinin sesi aynıydı...”
Hikâye bu şekilde başlıyor ama sonu öyle bir şekilde bitiyor ki kasaba halkı bugün dahi cadılardan korkup onlardan nefret ediyor. Üstelik kötü olup olmadıklarına bakılmaksızın. Çünkü insanlar çoğu zaman bilinmeyenden değil, ona yükledikleri anlamdan korkarlar; kasabalarında her gün aynı rutinleri uygulayan bu insanlar için de doğaya ve dünyaya istedikleri gibi şekil verebilen doğaüstü varlıklardan daha korkutucu bir şey yoktur.
Bir gün aniden dışarıya kapalı olan bu ücra yere, gece vakti bir yabancı gelir. Daha doğrusu, pek çok kişinin yalan yanlış gördüğü ve sanki varlığı her an rüzgâra karışıp karanlık gecenin bir parçası hâline gelecekmiş gibi olan bu kişiyi gördüklerini sanırlar. Ama daha onunla konuşup kim olduğunu bile öğrenemeden bir bir çocuklar kaybolmaya başlar. Her olay gece vakti bizzat küçüklerin odalarında yaşanır, sabah aileleri uyandığında ise tek bulabildikleri boş bir yatak, açık bir pencere ve geride hiçbir iz bırakmadan giden çocuklar olur.
Herkes yabancıyı suçlar. Tek bir kişi hariç: Lexi.
Bir tek o, diğerleri gibi kesin bir yargı vermeden önce gerçeği öğrenmeye çalışır. Sürekli etrafındaki herkes ona engel olmaya çalışsa da evinden kaçmanın bir yolunu bularak çocukları aramaya, yabancıyla iletişim kurup onun niyetini anlamaya çalışır. Bu süreçte de kasabanın Near Cadısı dışında sahip olduğu ve herkesin sırtını döndüğü diğer iki cadı olan Thorne kardeşlerden yardım alır.
Kitap bana kalırsa hem masalsı hem büyülü hem de gizemli bir havaya sahipti. Sakin ilerleyen ve geç açılan bir hikâyeydi; buna rağmen atmosfer o kadar canlıydı ki, olaylardan bağımsız olarak bile okuru içinde tutmayı başarıyordu.
Near Cadısı , Victoria Schwab (V.E. Schwab) ’tan okuduğum diğer bütün kitapların aksine hem teması hem de tarzı açısından çok çok daha farklıydı. Vahşi ve Sihrin En Koyu Tonu gibi romanları güç, ahlak ve seçimler gibi daha felsefi ve çatışma odaklıyken; Near Cadısı korku, ön yargı ve hikâyelerin gücüyle daha sembolik ve dingindi. Aslına bakarsak daha çok Gallant ve Addie Larue’nün Görünmez Hayatı ’ndan izler taşıyor; adeta onların biraz daha ham ve köklü bir versiyonu gibiydi. Buna rağmen kitabı oldukça sevdim. Çünkü Victoria Schwab (V.E. Schwab) , hangi hikâyeyi anlatırsa anlatsın, bir şekilde okuru etkilemeyi başarıyor.
Belki kitabın konusuyla bağdaştıramayacaksınız ya da en azından bu kitapta böyle bir şey beklemeyeceksiniz ama Near Cadısı ’nda romantizm de bulunuyor. Üstelik abartıya kaçmadan, oldukça sade ve incelikli bir şekilde işlenmişti. Bu arada romantizm hikâye için gereksiz bir eklenti değil, aksine onu ayakta tutan unsurlardan biri hâline gelmişti. Yani severek okuyacağınızı umuyorum.
Cole ile Lexi arasındaki ilişkiyi; korkuların ve önyargıların aralarına giremeyişini, her şeye rağmen birlikte hareket etmelerini ve yaklaşan felakete omuz omuza karşı koymalarını özellikle sevdim. Birinin doğası gereği büyülü olmasına rağmen neredeyse insandan bile kırılgan oluşu, diğerinin ise tamamen insan olmasına karşın sarsılmaz bir duruş sergilemesi, aralarında etkileyici bir zıtlık yaratıyordu.
İçinde cadıların, bozkırların, yanıltıcı rüzgârların, gerçek masalların ve korkak kasabalıların bulunduğu bu roman, hızlı ve aksiyonlu bir hikâyeden ziyade tam olarak ateş başında anlatılan o mistik, gizemli öykülere benziyor. Yavaş yavaş zihninize sızan, sizi fark ettirmeden etkisi altına alan ve sonunda kendinizi bizzat o mekânın içinde kaybolmuş gibi hissettiren bir kitap.
Ben şahsen Near Cadısı ’nı okumaktan hatırı sayılır miktarda zevk aldım. Özellikle bu tarz eserleri ve Gallant , Addie Larue’nün Görünmez Hayatı , Gilded ya da D. N. Archeron 'un kitaplarını okuyan kimselerin de benimle hemen hemen aynı şekilde düşüneceği kanaatindeyim. Kitabı önermekle birlikte Victoria Schwab (V.E. Schwab) gibi büyük bir ismin geriye kalan diğer kitaplarını da okumanızı tavsiye ederim; içlerinden hiç değilse biri sizi mutlaka mutlu edecektir. Çünkü Victoria Schwab (V.E. Schwab) , hangi türde yazarsa yazsın, her hikâyesine kendine özgü bir ruh katmayı başaran nadir yazarlardan biri. Near Cadısı , belki kusursuz bir kitap olmayabilir; ama hissettirdikleriyle bence, okurun zihninde uzun süre varlığını koruyan o nadir hikâyelerden biri olmayı başarıyor.