Roman, Botter Apartmanı’ndan tanıdığımız Nilüfer’in 1970’li yılların çalkantılı siyasi atmosferinde aşkı ile ailesi arasında kalışı üzerine kurgulanmış aslında. Ancak bu arada kalışta aile ve kadın kavramlarının da sıkça sorgulandığı bir derinlik de var kitapta. Yazar’ın belki de arkeolog olmasından kaynaklı, İstanbul’a ait birçok simge yapı (Mısır Apartmanı, Sansaryan Han gibi) romanda adeta bir karakter gibi yer alıyor. Kitaba ismini de veren Markiz Pastanesi ise duvarındaki meşhur “İlkbahar Panosu”nun Nilüfer’in hayatında bir metafor olarak kullanması ile başrolde.
1970’lerin Türkiye’sinde geçen roman, siyasal olayların bireysel yaşamları nasıl altüst ettiğini ve kadınların bu süreçteki görünmeyen hikâyelerini de çarpıcı bir şekilde yansıtıyor.
Bir romanda sadece adı geçen, aslında çok detaylı fikrimiz olmadığı halde önyargı geliştirdiğimiz bir karakter hakkında yazarın ikinci bir roman yazma fikrini ben çok seviyorum. Empati kurma, başka açıdan bakabilme, birbirimizi anlayabilme duygularımızı beslediğini düşünüyorum. Bu açıdan en sevdiğim örnek Ayfer Tunç’un Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi ve Osman üçlemesi.
Melankolik bir havası olan bu romanı belki de bu nedenle Botter Apartmanı’ndan daha çok sevdim.
Art arda okumanızı tavsiye ederim.