Üç Silahşor kitabı benim en sevdiğim kitaplardan birisidir. Monte Cristo Kontu ise çocukken bana kitap okumayı sevdiren kitaplardan birisi. Alexandre Dumas 'ın Siyah Lale eseri de bahsettiğim bu iki eser kadar olmasa da bende farklı bir tat bırakmayı başardı. Kitap hakkında şunu çok net söyleyebilirim ki yazarın diğer eserlerinden bildiğimiz o büyük, hareketli maceralar bu kitapta yok, daha ziyade içe dönük, daha yoğun bir hikâye anlatılıyor. Daha yoğun bir atmosfer var ve olaylar büyümese bile anlam derinleşiyor. Üstelik gerçekten neredeyse dar bir alanda geçen büyük bir hikâye hissi veriyor.
Kitabı okumaya başlamadan önce kitaptaki siyasi ortam ve bu ortamın sebep olduğu olaylar zincirini anlamak adına Rampjaar (1672) Felaket Yılı hakkında bir ön okuma yapılmasını tavsiye ederim çünkü kitaptaki her şey bu siyasi olay etrafında gelişiyor.
Başta olay çok basit gibi geliyor: Siyah bir lale yetiştirmek. Ama sayfalar ilerledikçe bunun hiç de basit olmadığını fark ediyorsun. Çünkü siyah lale sadece bir çiçek değil, bir takıntının sembolü. Cornelius van Baerle karakterini okurken en çok bunu hissettim. Adamın yaşadıkları ortada. Hayatı altüst oluyor, özgürlüğü elinden alınıyor ama o hâlâ o laleye tutunuyor. Ve bir noktadan sonra şunu düşünmeye başlıyorsun: Bu bir hedef mi, yoksa bir kaçış mı? Bence Cornelius’un yaptığı şey çok insani ama bir o kadar da tehlikeli. Kontrol edemediği bir dünyada kontrol edebildiği tek şeye tutunmak. Bu bana kitabın en güçlü tarafı gibi geldi. Çünkü aslında hepimizin hayatında buna benzer şeyler var. Tutunduğumuz, anlam yüklediğimiz şeyler… Hatta kitabı okurken içimden birkaç kez şu geçti: Bu, bir adamın anlam üretmeye çalışmasının hikâyesi. Ama işin ilginç tarafı şu, Cornelius’un bu bağlılığı bir yerden sonra gözüme batmaya başladı. Başta “ne kadar kararlı adam” dedim ama sonra yavaş yavaş bu kararlılığın kitapta çoğu zaman onu kör ettiğini farkettim. Çünkü olaylara çok dar bir bakış açısı ile yaklaştığı zamanlar oldu ve asıl konuyu saptayamadığı anlar oldu.
Son olarak adını anmadan geçmeyeyim çünkü Rosa karakterine ayrı bir parantez açmak lazım. Rosa olmasa bu hikâye çok daha karanlık olurdu. Çünkü o, az önce yukarıda bahsettiğim Cornelius’un göremediği şeyleri görme konusunda bu eksikliği gideren ve hikayeye başka bi boyut başka bir anlam katan bir karakter. Daha basit ama ayakları yere basan, daha insani bir taraf getiriyor hikâyeye. Bir nevi denge unsuru diyebilirim.
Genel olarak kitap, öyle hızlıca akıp giden bir macera değil ama akıcı bir kitap. Sürekli sonraki sayfalarda ne olacak diye okumaktan kendimi alamadım.
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma