Dürüst olayım: Okudum, bittiğinde “iyi ki bitti” dedim. Tekrarlar yüzünden sıkıldım ama Franz Kafka ’nın romanlarını anlamak için önemli bir anahtar.Önceler Franz Kafka'dan Dönüşüm ve Dava kitaplarını okudum, ama bu kitap biraz farklı...Spoiler’sız, adım adım gidiyorum.
Not: Zaten adam okumağımız için yazmadı;)
Sakin ve Mantıklı Hesaplaşma Mektup
“Sevgili Baba” diye başlıyor. Franz Kafka sakin, neredeyse hukuki bir savunma gibi anlatıyor:
“Neden senden bu kadar korkuyorum? Sen güçlü, gür sesli, başarılı bir tüccarsın; ben ise zayıf, utangaç, her şeyden çekinen bir çocuktum.”
Babası Hermann’ı fiziksel olarak değil ama otoritesiyle ezdiğini, her konuda küçümsediğini, sevgi yerine korku verdiğini örneklerle açıklıyor. İlk sayfalar oldukça akıcı ve anlaşılır.
“Evet, birçok kişinin yaşadığı klasik baba baskısı” diye düşünüyorsun. Franz Kafka yer yer kendini de suçluyor, “belki ben de yetersizdim” havası var. Bu kısım 4/10’un en iyi yanı; samimi ve net başlıyor.
Psikolojik Yaralar ve O Bitmeyen Tekrarlar
Burası mektubun en uzun ve en yorucu yeri. Franz Kafka babasının davranışlarının kendi üzerinde yarattığı etkileri derinlemesine anlatıyor: özgüven eksikliği, suçluluk duygusu, evlilik korkusu, hayata karşı sürekli bir yetersizlik hissi…
Aynı temalar sayfalarca dönüp duruyor:
“Korktum… ezildim… kendimi değersiz hissettim… senin yanında konuşamıyordum…”
Bu tekrarlar yüzünden okuma temposu tamamen düşüyor. Bir noktadan sonra “tamam anladık, aynı şeyi 10 farklı şekilde söyledin” diyorsun. Psikolojik analiz çok derin ama aynı döngüde sıkışıp kalıyor. İşte benim puanımı düşüren en büyük sebep bu. Okurken daraldım, sıkıldım.
Yine de bu bölümün gücü şu: Franz Kafka kendi ruhunu adeta otopsi masasına yatırıyor. O bastırılmış korku ve suçluluk duygusu, ileride yazacağı Dönüşüm ’deki Gregor Samsa’da, Dava ’daki Joseph K.’da, birebir karşımıza çıkıyor.
Nefret Patlaması ve Çatışma
Mektup sona yaklaşırken ton tamamen değişiyor. Başta sakin ve “anlaşmak istiyorum” diyen Franz Kafka , giderek açık bir öfkeye, hatta nefrete kayıyor. Babasını “despot”, hayatını mahveden, her şeyi elinden alan kişi olarak resmediyor.
En çarpıcı nokta: Hâlâ babasından korktuğunu itiraf ediyor! Yani nefret ediyor ama o korku içinden çıkmıyor. Bu çelişki çok gerçekçi ve acı verici. Sona doğru mektup artık bir hesaplaşmadan çok bir boşalma, bir kusma haline geliyor.
Franz Kafka ’nın bütün eserlerindeki o “baba otoritesi karşısında ezilen birey” temasının kökeni tam burada. Romanlarında babaya duyulan bastırılmış nefret, bu mektupta açıkça görülüyor. Her şeye rağmen kitapın içinde çok iyi alıntılar var. Ve birini hayatımın merkezine koya bilirim:
Çocukları kabullenmek, bu güvenilmez dünyada onları var etmek ve hatta biraz da yol göstermek benim inancıma göre bir insanın ulaşabileceği en yüksek noktadır.
~ Franz KafkaYusif Əhmədzadə