Isabel Allende hayranıyım. Okuyup düşünürken, bu dünyaya iyi ki gelmiş diye duygulandığım, en azından bende müthiş duygular uyandıran çok sevdiğim yazarlardan biri.
Bu enfes romanında, yine masal anlatır gibi okuyanı yolculuğu çıkarıyor, mutlak empati kurup Diego/Zorro ile birlikte maceradan maceraya sıçrıyoruz. Bu öyküde, 1790'dan 1840'a kadarki zaman aralığında Kızılderililer'in kültürüne, günlük alışkanlıklarına kadar nüfuz ediyoruz. Çingeneler de değerli bir yer buluyor bu öyküde. Allende, sıradışı bir yazar olduğu için, sıradışı yaşamları ve bakış açıları olan Kızılderili ve Çingene topluluklarıyla karşılaşmak çok mutlu ediyor.
Bu büyük öyküde, Diego'nun kardeşi Berdardo'nun dilsiz olması ama iki kardeşin birbirinden uzakken telepati yoluyla iletişim kurmaları, dostları misyoner Papaz Mendoza'nın Kızılderilileri İspanyol sömürgecilerinin elinden kurtarması, bu Zorro kardeşlerin babalarını çok sıkı korunan bir mapushaneden orada hizmet veren kör bir Kızılderili yardımıyla kurtarmaları, bunlar ilk aklıma gelen muhteşem öyküler.
Zorro, yardımsever, iyilik ve adalet uğruna mücadele etmekten yılmayan, silah olarak sadece kendi özel kılıcını ve gerek duyduğunda bıçak kullanan bir kahramandır.