Gönderi

Allah'ın Belası Kitap (2023)
9/10
·252 syf.··
2026 160. kitabı
Çıktıktan çok sonra okudum. Biraz geç bir okuma oldu. Otobiyografileri severim fakat genelde ya film uyarlamalarını ya da sesli kitaplarını dinlerim. Bunu alıp okudum. Edebi tarafıyla alakalı hiç yorum yapmayacağım ama şunları söyleyeyim: Ben bu kitapta maalesef kendime, çocukluğuma dair çok fazla şey buldum. Maalesef diyorum çünkü bir birey-erkek olarak açıkçası dilerdim ki kendimden pay biçebileceğim insanlar daha "ulu", daha "iyi" kimseler olsun. "Türkiye’den, İstanbul’dan, Topkapı Garı’ndan, Türk sanat müziğinden, türkülerden, tıklım tıklım otobüslere binerken başkalarının önüne geçmek için çabalamaktan, folklordan, futboldan, kuyruğa girmeyi bilmeyen insanlardan, çamurdan, mahallelerinden geçtiğimde sataşan çocuklardan, ter kokusundan, din ve turizm dersinden, sokak kapıları önündeki ayakkabılardan, maşrapadan, köylülerden, minibüs muavinlerinden, tığ işlerinden, gül suyu kokusundan, başörtüsünden, alaturka tuvaletten, seccadeden, elektrik ve su kesintilerinden, bağlama ve zurna sesinden, yemek yemekten, blok flütten, halay çekenlerden, göbek atanlardan, yemek kokan apartmanlardan, kalabalıktan, babasızlıktan, fakirlikten, sıskalığımdan, sevgilim olmamasından, utangaçlığımdan -------- NEFRET EDİYORUM" TeomanTeoman ’ı sevmediğimden değil. Kitabı okuyan arkadaşlar ya da benim gibi Teoman hayranı olanların inkâr edemeyeceği bir gerçek var. Bu adam cidden mutlu değil. Yalan mı yani? Senelerce boş bira şişelerinin dibinde aramadı mı bu adam mutluluğu? Magazinciler ile yumruklu kavgalara girmedi mi? Onar kez müziği bırakıp geri dönmedi mi? Bir ara fotoğrafçı olacaktı mesela sözde. Çok geç yaşta evlendi, kızı oldu, boşandı. Yazarlık yapmaya çalıştı, film (hatta filmler) çekti bir ara, film yönetti, senaryo yazdı. Filmi bile mesela baştan sona "trajedi" idi ve çok "meh" idi her şey. "Çok kadın, hiç kadındır." Ulan ne komik söz yani mesela düşününce. Ama hayatında bunun etkisini bile görüyoruz. Dön, gel, git; sürekli aynı mevzu. Zaten ruhundan bir şeyler eksilmiş, kopmuş gitmiş. Daha da gitgide eksiltmiş kendini. Çocukken yaşadığı yalnızlıklar, ilkokul hayatı, ondan öncesi, ne kadar başarılı olduğu tartışılan akademik kariyeri. Yüksek lisansı için adam gidip “çizgi romanlarda kadınlar…” üzerine tez yazıyor mesela. Kabul almıyor. Ne acayip değil mi? Müzisyen olmasaydı eğer veya bu yoldan ilerlemeseydi “sıradan” bir vatandaş olarak ne kadar başarılı olabilirdi? Bir “sosyolog” olarak belki? Ve başarı diyoruz ama başarı ne ki? Maddi kazançlar mı? Elle tutulur fiziki şeylere sahip olmak mı? Nişantaşı’nda daireler mi? Ün mü? Şöhret mi? Bunlar mı mutluluk getiriyor? Hiç, HİÇ sanmıyorum. Aklıma hep mesela Kurt CobainKurt Cobain örneği geliyor. Adam fakirliği görmüş, kötü bir ailede doğmuş büyümüş; sonra şan-şöhret-para. Öyle bir para düşünün ki güzel bir yemeğin hayalini kuramazken, gencecik yaşta özel jetlerle konserlere gitmeler… Bakın, “araba” hayali kuramıyor adam ama “özel jetlere” sahip olacak konuma geliyor. Müziğe öyle bir etki bırakıyor ki metal müziğe en büyük darbeyi vuruyor. Grunge oluyor yeni tarz, yeni moda. Ama sonuç ne? 27 yaşında intihar. Amerikan rüyasının en tepesindeydi bu adam. Amerikan rüyası yalanmış demek ki?Başarıyla, dünyayla, insanlarla kafayı bozmuş biri de değildi. Şan ve şöhret de bozmadı onu. Geçmişten gelen şeyler bozdu, parçaladı. Kafayı yedi. Bir şekilde kafayı yemeyi başardı. Uyuşturucu ve cabası. O yüzden diyorum, bence mutluluğun formülü bunlarda da yok. Zamanında benim aklıma hayalime sığmayan gelirlere sahip bir aileden gelen, gençlik ve güzellikle kutsanmış, yüzlerce-binlerce insan tanıyan, çok zengin bir kız arkadaşım bir söz söylemişti bana: “Sadece fakirler paranın mutluluk getireceğine inanır. Hem maddi hem de manevi anlamda fakirler ise bu yüzden kafayı parayla bozar.” - çok doğru bir sözdü bu. Kendisi çok mutsuzdu, gerçekten aşırı mutsuzdu. Umarım iyidir şimdi diyorum. Teoman’a geri dönersek: Ben bu adamı 19 yaşındayken Beşiktaş’ta gördüm. Kent sigara, yanında çay; üzerinde eşofman takımıyla yerel bir kafede oturuyordu. Uzaktan selam verdim, sanki beni tanıyormuş gibi dönüp selamımı aldı. Rahatsız etmek istemedim, gidip fotoğraf çekinmek falan istemedim. Alçakgönüllülüğünün gerçek sebeplerinin birçoğu bence zaten bu kitapta yer alıyor. Özellikle çocukluk ve lise arasındaki her sekans beni çok daralttı. O kadar fazla ortak pay buldum ki gerçekten canımı sıktı bu durum. Yaşlandığımda geçmişe baktığımda böyle bir mazi olsun istemem arkamda hiçbir zaman. Onun dışında duygularını böyle yazıp paylaşabilmesi, her şeyi dökmesi çok güzel. Maalesef birçok sözünde ona çok hak veriyorum yine.
İnceleme
Fasa FisoTeoman · Hep Kitap · 20182,064 okunma
··
1 +1'leme
·
75 Gösterim
1 Yorum
çok güzel bir yorum olmuş gerçekten birebir tüm düşüncelerimi dile getirmişsiniz ya 👏👏
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.