·288 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Nisan 2026 15:56 Elçin, Azerbaycan edebiyatının yazarlarından olan İlyas Efendiyev'in oğludur. Yazar olarak babasını geçebilen nadir kalem ustalarındandır bana göre. Babası kurgusal eserlerin ustasıysa, Elçin hem kurgu, hem duygu yoğunluğunu ustalıkla harmanlayabilen ustalardandır. Onun eserleri insanı o dönemin içine alır, karakterlerin duygu dünyasını okura iliklerine kadar hissettirir.
Ak deve, son zamanlarda okuduğum ve okurken en fazla duygu yoğunluğu yaşadığım eserdir diyebilirim. Profesör Dr. Ali Duymaz Azerbaycan dilinin zarafetini koruyarak tercüme etmiştir, bu da romana ayrı bir lezzet katmış.
1940-1950 yıllarında Baküde bir mahallede geçen olayları Aliekber (Ələkbər) adlı çocuğun gözüyle okuyoruz. Aliekber ve arkadaşları küçük mahallede mutlu hayat yaşarken birden acımasız savaşın mağdurlarına dönüşüyorlar. Mahalledeki genç, orta yaşlı tüm erkekler savaşa gidiyor ve nerdeyse hepsinden üçken mektup - kara haber gelir. Geride kalan sakinler yaşam mücadelesi vermektedir. Mahalleye bomba düşmez, silah sesi duyulmaz. Ama savaş, görünmeyen bir ağırlık gibi herkesin hayatına çöker. Özellikle çocukların dünyasında, geri dönülmez bir kırılma yaratır.
Aliekber, bir çocukta var olabilen en güzel, en saf ve en özel duyguları taşır. O, henüz dünyanın sertliğini tam anlamıyla tanımayan; küçük şeylerle mutlu olabilen, arkadaşlığı, paylaşmayı ve sevgiyi en yalın hâliyle yaşayan bir çocuktur. Mahalledeki oyunlar, basit sevinçler ve gündelik hayat onun dünyasını doldururken, savaşın gölgesi bu saf dünyanın üzerine çökmeye başlar. Önceleri anlam veremediği ayrılıklar, geri dönmeyen babalar, eksilen sesler ve suskunlaşan mahalle… Tüm bunlar, onun iç dünyasında derin bir dönüşüm başlatır. Kahkahalar azalır, bekleyişler uzar.
Altı oğlunu savaşa göndermiş Hanım teyze, genç eşini yolcu etmiş Suna, aynı zamanda Aliekberin annesi ve bir çoğu yalnız başına aç yalavaç yaşamını devam ettirmeye çalışır. Her ailenin sevincini ve tradejisini Elçin büyük ustalıkla ve sade dille öyle bir tasvir etmiş ki, okurken aynı hisleri karakterlerle birlikte yaşıyorsun. Elçin, genel olarak sade ve anlaşılır dille yazar, ama duygular cümlelerden akar, okurun kalbine sızar... Romanda tekrar eden “Güzel günlerden biriydi” cümlesi, zamanla bir teselli değil, bir sızıya dönüşür.
Azerbaycan ve genel Türk halk deyimlerinde: “Ak deve kapına çökende” ifadesi çok meşhurdur. Bu deyim herkesin başına gelecek olan kaçınılmaz sonu, özellikle ölümü veya büyük felaketi anlatır. Aynı zamanda sabır ve kader anlamını da taşır, ağır yük taşıyan kader uzun bekleyiş ve kaçınılmaz son anlamına gelir. Mahalle sakini Balakerim hep Ak deve hakkında anlatır çocuklara, sanki kader, kaçınılmaz sondan haber verirmiş gibi.
Romanda insan ilişkileri, aile bağları güzel ve tesirli kaleme alınmış. Hanım teyzenin duruşu mu desem, Adile ve Koca'nın sevgisi mi desem, mahalle bütünlüğü mü desem.. Ama beni en çok Gülağa'nın eşi Sonanın hikayesi etkiledi. Sona, savaşın acısıyla baş edebilmek için adeta zamana karşı koymaya çalışır. Evdeki tüm saatleri kaldırması, aslında sadece zamanı değil, o acı gerçeği de durdurma isteğidir. Eşinin ölüm haberini kabullenmek yerine, onu zamanın içinde kaybetmeyi seçer..
Kitap bitince bir boşluğa düştüm. Rahmetli dedemin sohbetlerini hatırlattı bana. Zamana geri dönerek dalgalı anlatıları vardı onun da. Biraz da Marcel Proust etkisi hissettim romanda.
Ak Deve, çocukluğun kaybını, umudun yavaş yavaş sönüşünü ve insanın kader karşısındaki suskunluğunu anlatan derin bir eserdir.
Okuyun ve her zaman kalbinize ruhunuza şifa olan kitaplarla yol alın.