156 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Küçük, minnak ve ismini sevmeyen bir kızın gözünde büyükleri anlatan bu kitabı, küçük dostlarımız kadar biz büyüklerinde okuyup ders alması gerekiyor. Her yaşa hitap edebilecek “Küçük Prens” tadında bir eser.

Çocuk aklı !!! Biz büyükler her zaman çocuk aklını küçümser ve onların yeteneklerini köreltiriz. Çocuk aklı kadar geniş ve uçsuz bucaksız bir dünya yoktur. Kitaba konu olan asıl meselelerden bir tanesi de biz büyüklerin çocukları ciddiye almamasıdır. Ama alınacak en güzel ve temiz olandır çocuk aklı. Bir düşünsenize çevrenizdeki her şeye merakla ve kötülük düşünmeden baktığınızı. Haset yok, kin yok, nefret yok.... Sadece merak var.

Sakız Sardunya ana karakterimizin adıdır. Aynı zamanda kitaba da ismini vermiştir ve anlamı Afrika’da yetişen bir çiçek türüdür. Sardunya’mızın sıkıntısı ise arkadaşlarının ismi ile dalga geçmesi ve bu sebeple güzel kızımızın kendini yalnız bırakmasıdır. Oysa farklı olmak, ayrı olmak çok güzel bir şeydir. Farkına da varacaktır. “Bırak herkes sana gülsün, bu onların sorunu.”

Dış çevre !!! Kızımız der ki herkes evine çiçek gibi bakar, ya çevresine... Sanki gideceğimiz başka bir dünya varmış gibi kirletiyoruz da kirletiyoruz. Burada kaç kişi bir fidan ekip büyümesini bekledi. Yapın bunu. Annenizle ya da babanızla veya varsa evlatlarınızla gidin bir kaç fidan alıp dikin. Onlara isimler verin. Çünkü bizim başka bir eviniz yok.

Senden beklenen gibi olma, kendin ol. Başkalarının ne dediği de tabi ki önemli ama öyle görünmek için öyle olma. Bırak seni kabullenecek olanlar sen olduğun için, yalansız riyasız kabul etsin. Asla vazgeçme bundan. “Hayat tavizler verilmeye başlandığında senin elinden çıkar.”

Hedeflerinden şaşma !!! “Her yenilgi bir kazanımdır.” En iyi yol ise halen denenmemiş olandır. Vazgeçme !!! Zorluklar karşısında mücadelene devam et, daha çok çalış.

Sakız Sardunya’mız da bu değerleri öğrendikten sonra artık o da “İsmini seven kız” oldu. Farklı olmak farktır. Çocuklarınıza çocukmuş gibi değilmişte bir yetişkin gibi davranmayı prensip edinip, baba anne veya veli olmanın hakkını verin.

Bir de size bir adamdan bahsetmek isterim. Bu adam benim dedem olur, yani babamın amcasıdır. Boyu 1 metre vardı ya da yoktu. Hayal meyal hatırlarım. Hiç evlenmemiş ya da evlenemiş ama inadına çocukları sevmiş, sayısız iyilikler etmiş yine de gülmemiş bahtı. Boyunun kısa olması kendisine bir yükmüş gibi, bütün alayların konusu olmuş. Duramamış köy yerinde, göçmüş İstanbul’a babamların yanına. Kaderi, talihi burada da yakasını bırakmamış. İstanbul’ya bura... Ardından Ufak İsmet, Gıdıl İsmet ve en kötüsü de Cüce İsmet derlermişte dururlarmış. Nenem derdi ki; “Eyle zeki eyle zeki idi ki, köy yerinde onun gibisi yok imiş. Lakin hayat. Yedirememiş kendine. 7 milyonluk İstanbul herkese kucak açmışta 1 metrelik adamı bağrına basamamış. Dönmüş gerisin geriye baba toprağına. Mücadelesine kaldığı yerden devam etmeye çalışmış ama nafile. Germiş halatı damın direğine, sallandırı vermiş 1 metrelik adam dünyayı, ası vermiş nezaketi, öldürmüş hoşgörüyü, boğazlamış sevgiyi ve vurmuş insanlığın başını. Keşke biraz daha büyük olsaydık, keşke yaşımız beş değilde onbeş olsaydı. O vakit başımızda taşır boyumuzu boyu ederdik. Ama yetişemedik. Boynuna geçirdiği ip sadece kendi hayatına maal oldu. İnsanlık yine herkese kaldı, nezakette öyle ve hoşgörüyü hepimiz sahiplendik. Ölen ise sadece 1 metrelik bir adam oldu. Ondan kalan ise sadece sarı bir fotograf keresi. Bembeyaz karların üzerinde durmuş teni bronz, kara hafif kırmızıya çalan. Elinde deyneği, başında kahverengi kulahı, üzerinde haki gocuğu. Dim dik durmuş, ardında 3 metre gölgesi... Dedem İsmet. Yaşamak değil sana kısmet....

Sevgi ile kalın.