Her şeyin mümkün olduğu bir yerden içinde yaşadığımız düzene kurnazca meydan okuma.
Sevgili Laurent GounelleSeni Her Şeyin Mümkün Olduğu Bir Yere Götüreceğim isimli eserinde aslında günümüzde yaşadıklarımıza ve bize dayatılan, aslında ihtiyacımız olmadığı halde ihtiyacımız varmış gibi reklamlanan her şeyi, nasıl ruhumuzdan ve benliğimizden koptuğumuzu, bu kopuşun oluşturduğu boşluğu nasıl maddi şeylerle doldurmaya çalıştığımızı çok güzel, anlaşılır ve sade bir dille kalemine yansıtmış...
Romanda kahramanımız Sandro karısının ölümünden sorumlu tuttuğu kabileden intikam almak için Amazon Ormanları'nın en derin ve en karanlık yerine yolculuk yapmaya karar verir. Kahramanımız karısının ölümüne sebep olan "sözde bu ilkel kabilenin"( sözde diyorum çünkü aslında benliğini bulmuş insanlar, bütüne bağlılıkları nedeni ile olan her şeyi olduğu gibi kabul eden insanlar mevzubahis.)mutluluklarını ellerinden almak için onları daha önce hiç tatmadıkları duygularla ve bilmedikleri kavramlarla tanıştırır. Sonuçta da onları aslında ihtiyaç duymadıkları şeyler karşısında korkunç bir yoksunluk hissedecek hale getirmeyi başarır. Öyle ki birbirlerine sadece salt sevgi bağı ile bağlı olduklarına inanan insanlar bu sebeplerden dolayı birbirlerinin canını yakmaya bile başlamıştır....
Genç Şaman adayı Eleinta nın hem kabilesini koruma hem de Sandro'nun ruhuna ulaşıp acısına deva olma çabasının derinlemesine düşündürecek hikayesi...
Bu tarz konuları sevdiğim için beni derinden etkileyen bir kitap oldu. Bazen "medeniyet" dedikleri şeyin, ruhumuza indirilen en büyük darbe olduğunu düşünmeden edemedim. Bize dayatılan şeyler olmasaydı, nasıl bir yaşamımız olurdu acaba?
Okumayı düşünenlere tavsiye edebileceğim düşündürücü bir kitap.