Merhaba Sevgili Okurlar!
Orhan Kemal yolculuğuma Tersine Dünya ile başlamıştım ama El Kızı ile taşlar iyice yerine oturdu. Şunu en baştan söyleyeyim; kitabı okurken kendinizi tam anlamıyla siyah beyaz bir Yeşilçam filmi izliyormuş gibi hissedeceksiniz. Olayların akışı ve o tanıdık mahalle sesi sizi resmen içine çekiyor. Gerçekten "Orhan Kemal kalemi" diye bir şey var; öyle bir kalem ki bu, insanı kendine sımsıkı bağlıyor.
Kısaca özetlemek gerekirse; dünya iyisi Nazan’ın, Mazhar ile evlendikten sonra "el kızı" görülerek horlanmasını, iftiralarla ve toplumsal önyargılarla hayatının adım adım mahvoluşunu izliyoruz. 1960’ların o kendine has argosu, eskiyle yeninin çatışması ve sokağın nabzı kitapta muazzam bir akıcılıkla verilmiş. "Sıkıldım" demeye vaktiniz kalmıyor.
Gelelim dürüst hayal kırıklığıma... Herkes "bu kitabı ağlayarak okudum" falan demiş, kusura bakmayın ama ben ağlayamadım, olmadı. Evet, olaylar çok kötü, Nazan'ın başına gelenlere gerçekten çok üzüldüm ama kitap bende ağlama isteği yerine safi bir öfke uyandırdı. Nazan'ın yaşadıklarını sadece bir olaylar silsilesi olarak görüyoruz; başına gelen her şeyi duyuyoruz ama o bunları yaşarken gerçekten ne hissediyor? O derinlikli psikolojik tahliller maalesef yok denecek kadar az.
Nazan’ın iç dünyasına sızamadığım için ağlamak yerine, ona karşı tavır alan eşi Mazhar’a, kaynanası Hacer’e ve diğerlerinin o haksız tutumlarına gerçekten sinir oldum. Kitap benim için hüzünden ziyade, bu karakterlere karşı duyduğum büyük bir sinir harbiyle geçti. O derinliği göremediğimiz, olayları sadece kurgu diliyle izlediğimiz için o beklediğim bağ tam kurulmadı ve bu da derinlik arayan bir okur olarak beklentimin biraz altında kaldı.
Özetle; bir erkek yazarın kadının toplumdaki yerini bu kadar net görmesi harika, kitabı kesinlikle tavsiye ederim. Ancak Orhan Kemal’i ilk kez okuyacaksanız, bence başlangıcı bu kitapla yapmayın. Önce yazarın o bağlayıcı tarzına başka eserleriyle alışıp, bu sarsıcı hikayeyi sonraya saklayın derim.