“Ve belki de tımarhanedeki deliler kursaklarındaki sırrı artık ağızlarından kaçıracak kadar ruhları zayıfladığı içindir ki,böyle demir parmaklıklı kümeslere kapatılmışlardı."
Liseden beri şiirlerine hayran olduğum ama bir kez bile bir kitabını okumak nasip olmadığı o eşsiz harika şairin Necip Fazıl’ın birinci ağızdan kendi anlatımıyla anlattığı hayat hikayesini okudum.Kitap rafta sırasını bekliyordu ama şu sıralar sevgili Çiğdem Hanım sürekli Necip Fazıldan bahsedince karar verdim ve kendime "ayda bir tane Necip Fazıl’ın kitabını okuyacaksın" dedim.
Bu bir şiir kitabı değildi daha önce sadece bir kere şiir kitabı okudum sıkılırım sanırım okuyamam bilemiyorum o yüzden belki de bu yaşa kadar hiç okumadım. Ama kitap fuarında gezerken bu kitabı almıştım ve rafta duruyordu iyi ki de almışım.
Kitapta çocukluğundan, haylazlığımdan, yaşadığı evden,kuzenlerinden farklı olarak hafızanının güçlülüğünden,ilk şiirini 17 yaşında yazdığı için öğretmeninin onu küçümsemesinden ve daha sonra kendisinden özür dilemesinden ve bir çok şeyden bahsetmiş. Kitabı iki bölüme ayırmış O’nu tanımadan önce ve tanıdıktan sonra diye. En saf haliyle kendisini dışardan bir gözün gördüğü perspektiften anlatmış. Okurken sanki bir anı defteri ya da bir günlük okuyor gibisiniz. Daha sonra yolların Abdülhakim isimli büyük bir zat ile keşisiyor ve şiirleri, yazıları islami ölçülerde olmaya başlıyor. Önceden kendisini öven yazarlar ve şairler onunla olan bağlarını koparmaya başlıyor. Görüşlerinden dolayı sürekli hapse girip çıkıyor. Onu okyanusta bir damla kadar tanıyabilmenin sevincini yaşıyorum iyi ki okumuşum. Şiirlerini okumadan önce biraz hakkında bişeyler bilmek gerektiğini düşünüyorum. Mayıs ayının kitabı bu olsun Hazirana Allah Kerim