Pusun İçinde Kayboldum.
10/10
·238 syf.·
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Selam. Yazarken defalarca ben bu incelemeyi yazmaya layık mıyım diye düşündüğüm bir kitapla birlikteyiz bu gün. ”Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler bu karanlığın bir parçası değil miydi?” İncelemelere 'bazı kitaplar vardır..' diye başlamayı seviyorum ama bu hiçbir kitapla kıyaslamak istemediğim bir kitap. Evet; okuduğumuz, sevdiğimiz, bol bol altını çizdiğimiz pek çok kitap var ancak bunların pek çoğunu okuduktan sonra hayatımıza bir şekilde olduğu gibi devam ediyoruz. Puslu Kıtalar Atlası böyle değildi. Sizi tamamen değiştirebilecek bir kaliteye sahip. Bir kere o yalnızca hikâye anlatmıyor, bundan çok daha fazlası var. Bu kitabı elime aldığım ilk an, çok kaliteli bir şey okuyacağımı biliyordum. Çünkü bir yazarın dilinden, ilk birkaç cümlesinden bile metnin ağırlığını hissedebiliyorum. Ve daha ilk sayfalarda bunun sıradan bir roman olmadığını anlamıştım. Dilindeki o tuhaf ritim, doğal anlatım, eski kelimelerin arasında dolaşan canlılık… Daha başlamadan zihnimi başka bir yere taşımıştı. Fakat ilerledikçe her şey karmaşıklaşmaya başladı. Başta olayların birbirinden tamamen bağımsız ilerlediğini düşündüm. Karakterler başka yerlerdeydi, hikâyeler dağınıktı, atmosfer pusluydu. Hatta bir noktada “Acaba yeterince beğenemeyecek miyim?” diye düşünmeye başladım. Çünkü kitap beni kolayca içine almıyor, sürekli zihinsel olarak zorluyordu. Ortalara kadar elimde süründü desem abartmış olmam. Ama bugün dönüp baktığımda bunun kitabın kusuru değil, bilinçli bir tercihi olduğunu biliyorum. Çünkü bu roman okurunu sabırsızlıktan arındırıyor. Seni hızlı tüketim alışkanlığından çıkarıp düşünmeye zorluyor. Ve sonra, bir noktada her şey birbirine bağlanmaya başladı. Bağımsız sandığım olaylar devasa bir ağın parçalarıymış meğer. En önemsiz görünen ayrıntının bile başka bir karakterle, başka bir kaderle, başka bir fikirle bağlantısı vardı. O an yaşadığım hissi tarif etmek çok zor. Sanki roman bir anda kendi üzerine kapanıp tamamlandı ve ben de o kapanış anında zihinsel olarak çarpıldım. İşte o noktadan sonra artık büyülenmiştim. Hayattaki her şeyle bağımı kesip sadece kitabı okumak istedim. Saatler içinde bitirdim. Ve sonunda hayatım boyunca okuduğum en kaliteli eserlerden biriyle karşı karşıya olduğumu anladım. Başta söylediğim şeye geliyoruz, kitap bana yalnızca bir hikâye vermedi, aynı zamanda bir bakış açısı verdi. En alakasız görünen şeylerin bile aslında büyük anlamlar taşıyabileceğini gösterdi. Önemsiz sandığımız ayrıntıların başka hayatlarla, başka olaylarla bağlantılı olabileceğini… Evrenin dağınık değil, yalnızca bizim algımızın eksik olduğunu hissettirdi bana. Dolayısıyla hayata eskisi gibi bakabilmem mümkün değil. Romanın en sarsıcı taraflarından biri de her şeyin birbirine bağlı olduğu fikriydi zaten. Bu kitabın neden bu kadar etkileyici olduğunu düşünürken bu eser yalnızca bir roman değil, aynı zamanda anlatının kendisi üzerine kurulmuş bir oyun olduğunu fark ettim. Çünkü roman boyunca sürekli; Gerçek nedir, bir hikâyeyi kim anlatır, yazan kimdir Kader gerçekten var mı, yoksa yazılan bir metinden mi ibaretiz? soruları zihnimin içinde dolaştı. Roman gerçek ile düşü sürekli birbirine karıştırıyor. Bir noktadan sonra neyin yaşandığını, neyin anlatıldığını, neyin yalnızca bir zihnin ürünü olduğunu ayırt etmek imkânsızlaşıyor. Ve sanırım kitabın büyüsü de burada başlıyor. Bu yüzden eser yalnızca fantastik ya da tarihî bir roman değil; aynı zamanda çok güçlü bir postmodern metin. Metin içinde metinler, hikâye içinde hikâyeler, güvenilmez anlatıcılar, gerçekle kurmacanın sürekli birbirine geçmesi… Ve bu noktada beni en çok düşündüren detaylardan biri yazarın romanda “İhsan” adında bir karaktere yer vermesi. Bu kesinlikle tesadüf gibi hissettirmiyor. Özellikle ihsan böyle bir karakterken. Çünkü kitap zaten sürekli anlatıcıyla, yazıyla ve gerçeklikle oynuyor. Yazarın kendi adını taşıyan bir karakterin varlığı şu soruyu doğuruyor: Eğer yazar metnin içindeyse o zaman hikâyeyi gerçekten kim yazıyor? Bu detay, romanın kurmaca ile gerçek arasındaki duvarı bilinçli olarak kırdığını düşündürüyor bana. Kitabın atmosferi ise başlı başına büyüleyiciydi. Osmanlı’yı romantize etmiyor. Süslemiyor. Onu canlı, kirli, absürt, mistik ve insani hâliyle veriyor. Sokaklar, söylenceler, denizciler, batıl inançlar, bilim arayışı, tasavvuf, şiddet, mizah… Her şey aynı dünyanın içinde yer alıyor. Ve bu yüzden kitapta yalnızca geçmişi değil o zamanın zihnini de okudum hatta nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama sanki geçmişin içindeki bilinçle karşılaştım. Okuyunca ne demek istediğimi anlayacağınızı düşünüyorum. Bu konuda yapılan incelemelerde de romanın tarihsel atmosferiyle düşsel yapısının özellikle vurgulandığını görmek çok anlamlıydı. Bir diğer hayran kaldığım şey ise dil oldu. İhsan Oktay Anar’ın dili yalnızca “eski” değil. Müziği olan bir dil bu. Cümlelerin ritmi var. Hem ironik hem şiirsel. Hem komik hem ürkütücü. Kİ BUNA NE KADAR BAYILDIĞIMI BİLİYORSUNUZ!! Bazı bölümlerde olaylardan çok cümlelerin kendisini okudum. Sırf kelimelerin bıraktığı hissi yaşamak için. Ve evet, kitap düşündüğümden çok daha komikti aynı zamanda. Absürt, grotesk ve tuhaf bir mizahı vardı. Bu mizah romanı hafifletmek yerine daha da derinleştiriyordu. Çünkü hayat da biraz böyle değil mi zaten? Hem trajik hem inanılmaz derecede acayip. Kitabın beni en çok etkileyen taraflarından biri de teori bile ürettirmemesi oldu. Ben normalde okuduğum her kitap hakkında teoriler üretirim. Karakterleri analiz etmeyi, sembolleri çözmeyi çok severim. Ama bu kitapta ilk okumada bunu yapamadım. Çünkü roman beni çözüm üretme hâlinden çıkarıp keşif hâline soktu. Sadece öğrenmek, devam etmek, daha fazlasını görmek istedim. Ve sanırım bu yüzden bu kitabın bir kez okunup bitecek bir eser olduğuna inanmıyorum. Bu kitap tekrar tekrar okunur, her okuyuşta başka bir katmanı açılır, her seferinde başka bir ayrıntıyı çözersiniz ya da pek çok kitapta da olduğu gibi başka bir cümle insanın içine yerleşir. Çünkü romandaki hiçbir şey gerçekten önemsiz değil, en küçük detayın bile bir anlamı var. Kitap üzerine yapılan incelemeleri ve yorumları izledikçe/okudukça benim hissettiğim şeylerin başkalarında da benzer etkiler yarattığını görmek ayrıca etkileyiciydi. Pek çok kişinin ilk başta zorlandığını ama sonrasında büyülendiğini görmek, bu romanın okurla kurduğu ilişkinin ne kadar özel olduğunu gösteriyor. Özellikle “rüya gibi hissettirdi” yorumuna çok katılıyorum. Çünkü bu roman gerçekten okunmuyor gibi. Daha çok hatırlanıyor. Sanki zaten insanın zihninde var olan puslu bir dünyayı uyandırıyor. Ve belki de en kişisel itirafım şu: Bu kitaba layık olduğumu düşünmüyorum. Ama bu kitaba layık olmaya çalışabilirim. Daha dikkatli okuyarak, daha çok düşünerek, daha çok sorgulayarak… Onu hak ettiği şekilde anlayabilmek için tekrar tekrar dönerek. Puslu Kıtalar Atlası benim için tam olarak anlatılmaz, yaşanır kitabıydı ༎ຶ⁠‿⁠༎ຶ Ve hâlâ zihnimde dönüp duran sorular var. Bunu kitabı okumuş kişilerle tartışmayı çok isterim. Atlas gerçekten fiziksel bir nesne mi, yoksa insan zihninin metaforu mu? Bilgi özgürlük mü getiriyor, yoksa insanı lanetliyor mu? Karakterler seçim mi yapıyor, yoksa önceden yazılmış bir kaderi mi oynuyor? Gerçekten kim anlatıyor? Yazar neden kendi adını metnin içine yerleştirdi, bu bir tesadüf müydü, yoksa bilinçli bir oyun mu? Ve eğer yazar metnin içindeyse Atlası kim yazıyor? Zihnimde her şey puslu. Kitap adının hakkını veriyor. ”Oysa benim sana, düşlerimden başka verebilecek bir şeyim yoktu. O yüzden sana, şimdi elimde tuttuğum garip kitabı verdim.” Okuyun ya arkadaşlar. İhsan Oktay Anar favori 2. Yazarım, ilkini zaten hepimiz biliyoruz. Zekana, bilgi birikimine ve yeteneklerine hayranım sevgili Anar. Daha çok yaz, daha çok okuyalım!! Keyifli günler.
Duygu ve Düşünce
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma
··
307 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
tekrar Puslu Kıtalar Atlası okuyasım geldi… ve gerçekten bu kitabın konusu anlatılmaz, her sayfayı ayrı ayrı yaşamak gerekiyor… ellerine sağlıkkkk yine döktürmüşsün 🌸🧡
Ezel Baggins
Gönderi Sahibi
ASKİM ZATEN TÜM İHSAN OKTAY KİTAPLARİNİ BİTİRDİKTEN SONRA TEKRAR OKUYORUZ!! Çok çok teşekkür ederimm kitabı okumamda en büyük katkısı olan kişi falansin sen de olmasan naparim🥹💓
Ezel Baggins
Gönderi Sahibi
Normalde incelemelere geçmeden önce kitabın konusunu az buçuk anlatırım, bu öyle bir kitap değil arkadaşlar dediğim gibi anlatılmaz yaşanır 😭 asla anlatamam kimseye konusunu.
Okumayı sürekli ertelediğim kitaplardan birisiydi. Bu incelemenden sonra daha fazla bekleyemeyeceğim sanırım :)
Ezel Baggins
Gönderi Sahibi
Kesinlikle daha fazla beklememelisiniz, ben zevkinize çok hitap edeceğine eminim. Şimdiden keyifli okumalar :)
Hangi kitap oldugunu görünce kendi kendime zaten başkası olamazdı dedim xkshxksj Bu kitabı çook önce okumuştum ve o zaman beni dili ve atmosferi cok etkilemişti, olaylar gercekten benim kafamda da çok puslu kalmış şimdi düşündüğümde. Sanki sabah kalktığımda bi rüyayı hatırlamaya çalışıyormuşum ama uğraştıkça daha cok unutuyormuşum gibi. En azından bu rüyayı defalarca deneyimleme şansımız var. O yüzden yaz tatili geliyorken bunu bir kez daha okuma isteği geldi içime. Söylediğin her bir cümleye aşırı katılıyorum. Sanki hepsi kafamda az cok düşündüğüm okurken hissettiğim ama nasil dile getireceğim bilemediğim seylerdi. Ayrıca kitabın bizim sabsızlığımızı kırmaya dair yorumun çok hoşuma gitti. Hiç bu açıdan düşünmemiştim. Okurken epey sabrımı zorlamıştı. Bi yandan anlamamak üzüyordu beni, eksik hissettiriyordu neredeyse utanç hissediyordum okurken. Ama bi yandan da bi ümit ilerleyince belki anlarım diyordum. Sonuç olarak gercekten elinle tutamayacağın bi hikayesi var. Yakalayamayacağın, tarif edemeyeceğin olaylar. Anlamaya çalışmayı bırakıp tüm büyüsüyle okumak lazım bi dahakine. Incelemen icin cok tesekkur ederimm bu kadar cabuk göndereceğini tahmin etmemiştim. Eline zihnine sağlıkkk💚
Ezel Baggins
Gönderi Sahibi