Tek ortak bağı kendi “biz”liğinin üzerine kapanıp aidiyet yemini törenleri yapmak haline gelen, intikam peşinde bir linç güruhuna dönüşen bir toplumun, her şeyden önce toplum olma vasfı (“millet” de diyenler olabilir) tahrip olur.
Sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde popülizmin ve popüler kültürün etkisiyle sloganların düşüncenin önüne geçtiği bir dönemden geçiyoruz. Eğitimli, sorgulayan ve entelektüel birikime sahip kesimlerin giderek itibarsızlaştırılması ise sosyolojik açıdan oldukça tehlikeli bir kırılma yaratıyor. Çünkü toplumları ayakta tutan şey yalnızca ortak öfke ya da aidiyet duygusu değil; eleştirel düşünce, hukuk, vicdan ve çoğulculuktur.
Bir toplum, farklı düşünenleri düşmanlaştırıp ortak akıl yerine linç kültürünü beslemeye başladığında, yalnızca bireyleri değil, kendi toplumsal dokusunu da tahrip etmeye başlar. Aidiyetin düşüncenin yerine geçtiği yerde sağlıklı bir toplum düzeni uzun süre korunamaz.
Tanıl Bora’nın kalemini seviyorum. Diğer kitaplarını okudum. Özellikle Türk Sağının Üç Hali Türkiye siyaset sosyolojisinde bir kült eserdir bana göre.
İlgiyle takip edeceğim alıntılarınızı..
Güzel düşünceleriniz kitabın kapsamını birebir özetliyor ve tamamen katıldığım, çok anlamlı fikirler. Yazarın ilk okuduğum kitabı Zamanın Kelimeleri 'ydi. Kelimelerin kitleleri hipnotize edici, yönlendirici tehlikeli gücünü bu kitabı okumadan önce fark edemediğim için oldukça üzüldüm. Türkiye'nin karanlık siyasal ve sosyolojik dönemlerine ışık tutan nadir yazarlardan. Karanlığın en koyu hale geldiği bu günlerde, önerdiğiniz kitabını da ilgiyle okuyacağımı düşünüyorum, teşekkürler...