Yanılmıyorsam, Türk roman tarihinin ilk psikolojik karakteridir. Köy romancılığının yoğunlaştığı 50-60'lı yılların arkasına dizilen bir başka roman. "Kahramanlar" kuşağını altüst eden bir yaklaşım.
Zebercet'ten bir "kahraman" olur mu? "Hayatım roman olur." diyenlerin antitezi. "Hayatımdan bir bok olmaz." diyenin, kendisine yarattığı aşkın başlayışı, bitişi ve hayatı bitirişi…
Roman karakterleri ne kadar da silik, gelip geçiyor sayfalardan. Bir soylunun "sigara parası"na çalışan ve hayatı bir otel girişinde geçen Zebercet'in belki de hayatında tek yaptığı anlamlı şey: Birisini beklemek. Elbette gelmeyecekti, elbette sonunda kendisini asacaktı. Ama donukluktan artık sıkılmıştı; ortalıkçı kadının üstündeyken uyumasından da sıkıldı, onu boğdu. Hayat bir kasabada nasıl geçer…
Bu romanın biçimselliğinde ise bazı gariplikler var. İlk iki sayfada parantez içine açılan parantezlerle anının, anısının, anıları üzerine pencereler kat kat açılırken -ve okumak büyük bir keyifken- birden bu üslup bırakılıveriyor. Sonraki yedi sayfada da alt başlıklar var. Romandaki tüm kişiler, mekânlar ve varlıklar tanıtılıyor ve birden bu üslup da değişiyor. Atılgan'ın bu romanı yazmaya başlarken kafasında ne vardı bilinmez ama değişken biçimler şaşırtıcı.
Yusuf Atılgan