Bağdat'ın Solmuş Çiçekleri, bittiğinde boğazınızda düğüm bırakan, sahip olduğumuz huzurlu hayatın değerini bize yeniden hatırlatan bir kitap. Savaşın kazananı olmadığını, sadece solan hayatlar ve yarım kalan hayaller bıraktığını çok net yüzümüze vuruyor. Eğer insan psikolojisine dokunan, bol empati içeren ve gerçekçi dramlardan hoşlanıyorsanız kesinlikle şans vermelisiniz.
Romanın en başarılı tarafı, Irak'taki savaşı tek bir bakış açısıyla değil, birbirine tamamen zıt iki karakter üzerinden aktarmasıdır:
Malik (Umut): Bağdat'ta gömlek dükkanı işleten, üç çocuk babası bir adam. Malik, bombaların arasında bile "bir gün her şey geçecek" diyerek hayata tutunuyor ve kitapta saf umudu temsil ediyor.
Aadil (Mecburiyet): Eski bir Irak ordusu albayı olan ama şimdilerde fen öğretmenliği yaparak hayata tutunmaya çalışan bir adam. Karakter, kendini bir anda tanımadığı karanlık adamlara bomba yaparken buluyor. Aadil ise sistemin ve savaşın insanı sürüklediği kaçınılmaz bataklığı ve vicdan azabını temsil ediyor.
Yazar, bu iki karakter üzerinden aslında şu felsefi soruyu soruyor: Savaşın ortasında temiz kalıp sadece umut etmek mi daha zor, yoksa hayatta kalmak için karanlığa hizmet etmek mi?
Bruce Lyman