Okuduğum romanlar arasında beni en çok etkileyen romandır ve apayrı bir havası vardır. Tasvirleri insanı uzun uzun düşünmeye sevk eder. Bir gecede okuyup takibindeki iki hafta kendime gelemediğim bir kitaptır.
Romanın kahramanı Raif Bey’dir. Kendisi, kadınlara dair içselleştirilmiş bir hicap duygusuyla yaşarken ilk defa bir portre vasıtasıyla ilgi duyduğu kadının gözlerine doyasıya bakabilme imkanı yakalar. Kürk mantolu kadına ilişkin hisleri; her gün uğramadan edemediği galeride, tablonun önünde geçirdiği saatlerle beslenir.
Raif Bey, 1940’lı yılların bekar Türk erkeğidir esasen. Sabahattin Ali’nin kaleminden kişisel tahlilini; olaylara, karşı cinse, aşka, sanata ve hayatın kendisine yaklaşımlarını okudukça neslinin tükendiğine, en iyi ihtimalle tükenmek üzere olduğuna kanaat getirmek çok zor değil. Asla mükemmel değildir; dünya ne onun etrafında dönmektedir ne de ona aittir. Aksine, "hiç" dahi olabilmektedir.
Raif Bey ile Maria sokakta yürürken onlara eşlik eder, parkta gezerlerken bahar çiçeklerinin kokusunu burnunuzda hissedersiniz. Ayrıldıklarında sevgilinizden ayrılmış olur, kavuştuklarında sevgilinizle kavuşursunuz. Konuşmayan insanların hikayeleri ne acaba diye düşünmeye başlarsınız.
Sabahattin Ali