Hüseyin Rahmi Gürpınar ile ilk olarak Efsuncu Baba adlı eseri sayesinde tanıştım. O kitabı okuduktan sonra yazarın kalemini çok sevdim. Hatta yazarla ilgili ilk inceleme yazımı da Efsuncu Baba üzerine yazmıştım. Yazarın anlatımını beğenince ikinci kitabı olarak Gulyabani 'yi okumaya karar verdim.
Kitaba geçmeden önce, eserin ortaya çıkış hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Hüseyin Rahmi Gürpınar, adını vermeyen sıkı bir okuyucusundan bir mektup alır. Bu mektupta okuyucu, yazardan cinli, perili, gulyabanili ve benzeri doğaüstü varlıkların yer aldığı bir roman yazmasını ister. Yazar da bu isteğe kayıtsız kalmaz ve Gulyabani adlı eserini kaleme alır.
Romanın başkahramanı Muhsine'dir. Muhsine, bir akrabası tarafından çalışmak üzere büyük bir köşke yerleştirilir. Roman boyunca da köşkte başından geçen ilginç ve gizemli olayları anlatır. Köşkte yaşanan tuhaf olaylar, geceleri duyulan sesler ve etrafta dolaştığı söylenen gulyabani, hem Muhsine'yi hem de beni sürekli merak içinde bıraktı. Sayfaları çevirdikçe olayların nasıl sonuçlanacağını öğrenmek istedim.
Kitapta cin, peri ve gulyabani gibi varlıklardan sıkça söz edilse de yazarın asıl amacı bunların insanların korkularından ve batıl inançlarından kaynaklandığını göstermektir. Hatta bu varlıklara mani söyletmesi, esere hem mizahi hem de farklı bir hava katmıştır. Romanın sonunda yaşanan olayların perde arkası ortaya çıkarken yazar da okuyucuya akılcı düşünmenin önemini hatırlatır.
Eserin dili oldukça akıcıdır. Halkın günlük konuşma diline yakın bir anlatım kullanıldığı için kitabı okurken hiç zorlanmadım. Aksine, kendimi olayların içinde hissettim. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın en beğendiğim yönlerinden biri de budur. Dönemin insanlarını, özellikle kadınların yaşamını, günlük konuşmalarını, halkın inançlarını ve sosyal yapısını anlatırken aynı zamanda toplumsal eleştirilerini de başarılı bir şekilde okuyucuya aktarır.
Kitabı okurken hem güldüm hem de bazı bölümlerde gerçekten ürperdim. Özellikle gece saatlerinde okuduğum bölümlerde eserin atmosferini daha yoğun hissettim. Bu yüzden şaka yollu da olsa bir tavsiyede bulunabilirim: Eğer çok etkileniyorsanız, kitabı gece okumayın; uyumadan önce aklınıza köşkte yaşanan olaylar gelebilir.
Ayrıca 1976 yılında çekilen ve başrolünde__ Kemal Sunal__'ın oynadığı "__Süt Kardeşler__" filmi de bu eserden esinlenilerek hazırlanmıştır. Elbette kitapla film arasında bazı farklılıklar vardır; ancak temel tema bakımından birbirlerine oldukça benzediklerini düşünüyorum. Filmi defalarca izlediğim için kitabı okurken bazı sahneler gözümde canlandı ve bu da okuma deneyimimi daha keyifli hâle getirdi.
Son olarak şunu da belirtmek isterim ki yazar, romanda cin ve benzeri varlıkların batıl inançlardan kaynaklandığını anlatmaya çalışmaktadır. Ancak bu konu kişilerin inançlarına göre farklı şekillerde değerlendirilebilir. Bununla birlikte İslam inancında cinlerin varlığı kabul edilir ve Kur'an-ı Kerim'de cinlerden bahsedilir. Hatta doğrudan cinlere ayrılmış olan Cin Suresi de bulunmaktadır. Kitabı okurken daha çok yazarın vermek istediği toplumsal mesajlar ve eleştiriler açısından okumayı tercih ettim.
Genel olarak Gulyabani, okurken büyük keyif aldığım bir eser oldu. Hem eğlendim hem de yazarın vermek istediği mesajlar üzerine düşündüm. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın mizahını, gözlem gücünü ve akıcı anlatımını bir kez daha takdir ettim. Eğer bu kitabı hâlâ okumadıysanız, kesinlikle bir şans vermenizi tavsiye ederim.