Gönderi

Temmuz 2018 Deneme/Hikaye Etkinliği
İyi günler. #30883350 ile başlattığım etkinlik kapsamında ithal bir yazı paylaşıyorum bu defa. Yakın bir arkadaşımın (redridinghood) benim isteğim doğrultusunda yazdığı bu minik hikayeyi de etkinlik sayfasına ekliyorum. Umarım mazur görürsünüz. Daft Punk–Veridis Quo - youtube.com/watch?v=ySLc8gZ... Çikolatalı Kruvasan Aniden dönüp arkasını, "sıkılırsın" dedi, Notre Dame Katredali''nin karşı merdivenlerinde oturmuş tepedeki Gargoyle'i süzerken, ağzımdan farkında olmadan çıkan "her gün tam olarak orada durup Paris'i izleyebilirim ben de" sözlerine karşılık. Sesli mi söyledim ben bunu dedim ve hala sesim çıkmaya devam ediyordu. İçinden konuşmayı mı unutmuştum bu yalnız seyahatte ya da o kadar yalnızdım ki içimdeki ses benimle konuşmayı mı bırakmıştı artık? Hala sesli konuşmaya devam ediyordum. O da o sırada hiç tepki vermeden yüzüme bakıyordu herhangi bir şey demeden. Hesaplaşman bittiyse ben "adını söyledi". "Gargoyle olsam sıkılmam ki, başka yapacak daha iyi bir işim olmazdı zaten", dedim "Ama böyle demedin ki, şimdi çeviriyorsun, tamam öyle bir gücüm yok seni katedralin tepesine koymam merak etme, gerçekten öyle düşünüyorsan öyledir, şu bedeninle her gün o köşede durup Paris'i izlemek istiyorsun iyi ki iyilik perileri etrafta değil" diyerek ayağa kalktı ve Rue de Rosiers'te çok güzel çörekleri olan mavi dükkandan tatlı bir şey alıp, kahve içeceğini söyledi. "Bu kadar ayrıntı vermene gerek yok ki" derken buldum kendimi. "Hala niye sesli konuşuyorsun, unuttun mu, sesimiz çıkmaz ama bıdı bıdı konuşur bir tip içerde, sen de öyle yapacaksın" bunu sesli söylemedim ama söyleyen de benim sesim değildi. Marianne Faithfull'un 90'lardan sonraki sesi gibiydi. Çok sigara ve şarap içmiş, hayatı dolu dolu yaşamış birinin sesi. "Kalk, sen de kahve iç onunla", bir anda hayatıma da karışmaya başladı Marianne. Marianne'i o da duyuyor olmalı çünkü "hadi gel sen de yoksa kendini katedralin tepesinde bulacaksın" dedi sesindeki o alaycı tonla. Kafamı salladım. Metroya yürüdük ben konuşmuyordum. O her an komik bir şey anlatacakmış gibi olan ses tonuyla bana dün akşam izlediği filmden bahsediyordu. Kime benziyor diyordum ki evet Steve Martin, yüzünde hep bir gereksiz gülümseme. Nihayet karbonhidat cenneti o dükkana vardık. Her şey çok güzel görünüyordu. Karnım da acıkmıştı hatta o gün bir şey yememiş olabilirim. Tezgaha yaklaştık, hafif kilolu asık suratlı bir teyze " her zamankinden veriyorum değil mi", kafam karışmış bir şekilde bakmış olmalıyım ki "sen en çok bu çikolatalı olanları seviyorsun ama sözünü tutmamışsın sigara içiyorsun hala gördüm içeri girerken" dedi. Afalladım, yeni arkadaşımı ve çikolatalı kruvasanı bırakıp "ben hayatımda hiç sigara içmedim" diye bağırarak çıktım oradan.
Etkinlik
··
21 Gösterim
6 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Ben, tabii taraflı birisi olarak beğendim. Ama daha önce söylediğim gibi kısa olmuş biraz, biraz daha uzasaymış verilmek istenen, okuyucular tarafından daha iyi anlaşılabilirmiş belki. Işte Marianna kim, Steve Martin tipli adam var mı gerçekten, kaç kişi var kadının içinde-hepsi birbirine giriyor hikayenin sonunda. Ama en baştan söylediğim gibi tatlı bir hikaye, Paris ve Daft Punk, ya da Veridis Quo ve Notre Dame de uymuşlar birbirlerine. Teşekkürler çok.
Tam başka birisi olacaktı ki son sahnede yine kendisi oldu, bıraktı çıktı gitti.. "İçinden konuşmayı mı unutmuştum bu yalnız seyahatte ya da o kadar yalnızdım ki içimdeki ses benimle konuşmayı mı bırakmıştı artık? " Bizde bizden kaç tane olduğu en çok yalnız seyahatlerde mi ortaya çıkar yoksa? Kısa ama mükemmeldi bence , yani hangi bence işte deminki bence öyle mi nasıl neyse bilemedim aslında..
Benim de sonda kafa karıştı :) neudi o sigara içmedim muhabbeti ve son sürat kaçış???
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Neyse, yazın işte siz de o robota kedili bir şeyler de intihar etmesin artık:)