Gönderi

BİTMEYEN RESİM
- Evet arkadaşlar, birkaç derstir yapmış olduğunuz karakalem çalışmaları belki de bazılarınıza sıkıcı gelmiştir ama, bunları yapmamız gerekiyordu. Malum müfredat.. Ürkek bir tonla, yaklaşık on kişilik sınıfa hitap eden hoca, kursiyerlerin simalarına tek tek bakmaya gayret ederek aynı zamanda tepkileri de ölçmeye çalışıyordu. Mırıl mırıl ‘’ yok hocam sıkılmadık’’ tarzı sesler çıksa da, birkaç kişinin dışında, biraz da yetenek isteyen bu çalışmalar çoğunun pek hoşuna gitmemişti. - Güzel çalışmalar da çıktı aslında.. Diyerek, çalışmaların en güzellerini seçtiği, kaplumbağadan küllük resimlerini sınıfa gösterdi. Geçen gün ‘’ bakarak çizin’’ dediği, kursa kimin getirdiği meçhul alçı küllüğün, çizen kişinin bakış açısına göre olan farklı çizimleri, havada şöyle bir arz-ı endam ettikten sonra hocanın dosyasına giriverdi. Sıkılmadık deseler de aslında çoğuna göre boş bir faaliyetten ibaret olan bu çalışmalardan sonra, asıl kurs şimdi başlıyordu. Yağlıboya resim kursu.. Gerekli alet edevatın çok çeşitli olması ve dahi ilham meleklerinin uğraması için, ferahfeza bir atölye olması gereken yer, bir apartman dairesinin odalarından biriydi sadece. Sadece biriydi çünkü diğer odalarında da başka kurslar vardı. Dönemin Büyükşehir Belediyesinin yeni açtığı ücretsiz kursun yerinin bu semtte olması, kadınların kültürel gelişiminden başka ‘oy’sal kaygılar da taşıyordu tabii… Kursun bulunduğu yer öyle bir yerdeydi ki, gecekondu mahallesiyle zengin mahalleyi ayıran sadece bir caddeydi. Kurstaki dikiş-nakış, kırk yama, iğne oyası gibi bölümlere caddenin sağındaki gecekondularda oturanlardan talep gelirken, caddenin solundaki zengin kesim, malzemeleri pahalı olan, yağlıboya resim, ahşap ve cam boyama gibi kurslara rağbet etmişti. Ne demişler; ‘’ Sanat, ihtiyaçlardan sonraki pahalı zevkleri içinde barındırır. Dantel ve elişi, fakirliğin yüzünü yumuşatan ucuz zevklerdendir.’’ İşte bu iki sınıfı ayıran, tıpkı caddede olduğu gibi kursun içinde de sadece odaların kapılarıydı. Sınıf farkı çok derindi çok… - Size birkaç örnek getirdim. Diyen hoca, bir tomar kuşe kağıda baskılı, rengarenk gökyüzülü, dalgalı denizlerde gemili, bol çamlı ormanların içinde minik dağ evli, yelelerin havada uçuştuğu özgür koşan üç dört atlı, envai çeşit renk renk meyveli,tabaklı,testili tabloların resimlerini sınıfa dağıttı. Bu resimler, bir dönemin meşhur bonus kafalı TRT ressamı Bob tarzı piyasa resimleriydi. Nitekim bir ara, eline badana fırçası dahi almamışları resim yapmaya özendirmişti. Bir yandan resimlere bakarken rahmetli Bob da anılıp ‘’ öldürülmüş diyorlar’’ muhabbeti de dönmeye başlamıştı bile. Sınıfın çoğunluğu, yağı çok olan arabın orasına burasına sürdüğü yağ misali, bol olan vaktini orda burda harcayan, kimisi emekli banka müdürü, kimisi bilmem nerenin eski şube şefi, kimisi de işadamının vitrin yüzü asil aile annesi, avam tabirle her genç kızın hayali zengin kocayı bulmuş ve bu sayede sınıf atlamış yurdum kadını, kokoş tiplerden oluşuyordu. Caddenin sağ kesiminden gelen ve sınıfın kalite yüzdesini düşüren aykırı üç kızı saymazsak tabii.. Hem genel durumları hem de yaşları itibariyle ortamın genel konseptine uymayan bu üç kızcağızla hoca da pek ilgilenmemişti açıkçası. Kendisi de bu tarz kurslarda emek verip sonrasında Belediye tarafından ‘’ gel seni hoca yapalım ‘’ denilerek birden resim hocası oluveren ve ilk görev yeri bu kurs olan alaylı hocanın, belediye yönetiminden aldığı tembihli talimattan mıdır, yoksa bizzat kendisinin aşağılık kompleksinden midir bilinmez, genelde kokoşlarla ilgilenir, onlarla konuşurken ekstra kibarlaşır, kızlara gelince kısa kısa cevaplarla yetinip ‘’ diğerlerine anlatırken dinleyin’’ diyerek onları başından savuştururdu. - Renkleri ve yağlıboya tekniğini anlamanız için önce basit resimler seçeceğiz fakat kendiniz de dergilerden, kartpostallardan, internetten resimler bulabilirsiniz. Dedikten sonra, dağıttığı piyasa resimlerinin arasına karışmış, ilginç ve kendi gibi aykırı birkaç resmi seçip ayıran kızlardan birinin elinden seçtiği resimleri alıvermişti (hizliresim.com/oV6N7X , hizliresim.com/WDG3MP, hizliresim.com/ODy42Q ). ‘’ Sen henüz bunu yapamazsın’’ demenin beden dilindeki yansımasıydı tabii ki bu.. O kız için ise inatlaşmanın başlangıcı.. Kenan Evrenvari, bir dönemin kurumlarında yüksek mevkilerde bulunmanın makamsal gururlarını zirvelerde yaşayan, emekli olunca hazmedilip şehir kanalizasyonuna bırakılıveren kazurat lüzumsuzluğunda, hayatın geri kalanındaki o boşluğu doldurma çabasıyla, zincirli yakın gözlüğünü de alıp en elit kursa kaydolan bu tipler, hocanın über ilgisiyle ve yardımıyla ‘’ şuraya da neşeli bir derecik çizelim’’ kolaylığında vakitlerini öldüredursunlar, soğuk savaş misali otomatik olarak dışlanan üç kızcağızsa sadece hocayı dinlemekle yetiniyorlardı. Aralarından en genç olanı ‘’ hocam, ben sadece karakalem çalışabilir miyim? Bir buçuk ay sonra güzel sanatlar akademisinde sınava gireceğim de’’ talebinde bulunup, hocanın ilk etapta yarımağız ‘’olabilir’’ cümlesiyle birkaç ders daha geldikten sonra ‘’ aslında evde de çalışabilirsin canım, şövaleler çok yer kaplıyor’’ demesiyle kurstan kibarca kovulmuş, ezik insanların, itirazsız, klasik kabullenişiyle kapladığı yeri bir şövaleye terkedip bir daha kursa gelmemişti. Kalan diğer iki kız ise aynı yaşlarda, aynı sokakta oturan, aynı zamanda da akraba olan, zıt karakterli ekürilerdi. Hani bazen zıt karakterde olduğunuzu bildiğiniz halde, sırf yalnız kalmamak adına, zorunlu arkadaşlık ettiğiniz, şartlar değişince de çok da büyük kayıp hissetmeden, arkadaşlığınızın otomatik olarak bittiği durumlar olur ya, onlarınki işte tam da bu tarz bir arkadaşlıktı. Birlikte diyet yapar, dizi izler, çaylı çekirdekli kapı önü akşam sohbetleriyle vakit geçirirlerdi. Rahatına düşkün yaşı küçük olan, meslek lisesinden mezun olduktan sonra çalışmaya başladığı konfeksiyondan yeni ayrılmış, evde takılırken, diğeri üniversiteden mezun olduktan sonra Cv sine tecrübe olarak yazabileceği ikişer üçer aylık verimsiz iş deneyimlerinden sonra bir müddet iş aramamaya karar verip kafa dinlemek için evde dinlenmeyi tercih ettiği bir sürecin içindeydi. Bu süreçte, küçük olana uyup lay lay loy geçen günlerden sıkılıp, önceden de ilgisi olduğu resim yapma işini bir üst boyuta taşımak için yazıldığı kursa yaşı küçük olan da tahmin ettiğiniz üzere yalnız kalmamak için yazılmıştı. Tanışma faslının da olduğu ilk derslerde, kılık kıyafetlerinin farklılığı hemen göze çarpmış, yaşlarını, yaşadıkları sokakları da söyleyince hem hocanın gözünde hem de sınıfta çoktaaan ortamdan ayrışmışlardı bile. Hocanın ekstra ilgisizliğinin ana sebebi ise Türk filmlerinde çok gördüğümüz, zengin semtlerinde onlarla arkadaşlık ederken aniden karşısına çıkıveren eski mahalleden arkadaşlarını görüp tanımamazlıktan gelen acar gencin tavrından başkası değildi. Kokoşların, ben burdayım diye bas bas bağıran marka bluzlarının, gömleklerinin yanında, giymek zorunda olduğu beyaz önlük baya baya kamuflaj görevi görüyordu. Kursun ilerleyen günlerinde yapılmaya başlanan hafif makyajlar.. ay senin fondötenin hangi marka, hangi yağ kaş kirpik uzatır tarzı muhabbetler de cabası.. Hele de kızının, ev telefonlarını açtığında ‘’ alo’’ demek yerine soyadları olan ‘’ Yasatekin’’ demesini çok matah bir üst seviye göstergesiymiş gibi anlatışı yok mu gerçekten görülmeye değerdi.. ‘’ Buyrun Yasatekin Malikanesi’’ havası ..Yesinler.. Olur ya hani soyadları ‘’Çatlak’’ gibi absürd bir soyad olsaydı Alo yerine Çatlağı tercih edebilecek miydi?? Bir Soyadla bile basit yaşamı elit gibi göstermeye çalışmanın sırıtan halleri.. Çok sırıtıyor çok .. - Bir sonraki derste, sipariş ettiğimiz malzemelerinizi getirecek arkadaş. Siz de seçtiğiniz resimleri getirebilirsiniz. İlk önce bakarak yapmayı yani kopyalamayı öğreneceksiniz.. Bu minvalde başlayan dersler ve geçen zaman içinde ilk resimler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştı. Bakarak öğrenilseydi kediler kasap olurdu derler ama kedi değil de inatçı keçi çıkan kafa dinleyen kızımız’’ ilk resim olarak kar manzarası seçmek çok iyi bir seçim değil’’ diyen ilgisiz hocanın aksine orta boyutlarda bir kar manzarasının altından gayet de güzel kalkmıştı. Bir gecekondunun duvarlarında şaheser gibi duran bu ilk tablosunu bir akrabasının ‘’ kermese bağışla lütfen’’ ısrarı üzerine emeğinin ve yeteneğinin sadakası niyetine huzurla duvardan indirip, Bilecik tarafında, kimin aldığını bilmediği bir hayr kermesine yollamıştı. Her seferinde ebatlarını büyüttüğü resimlerden ‘’ Osmanlı Kahvesi’’ adlı kocaman bir çınarın gölgesinde nargile içen fesli adamların olduğu resmi de, tayin olduğu yere giderken ona uğrayan okul arkadaşının ‘’ sen benim düğünüme gelememiş ve hediyemi de verememiştin değil mi ‘’ diyerek duvardan indirmesine ‘’ evet aynen öyle olmuştu’’ diye ses çıkarmayıp yine de gönülden hediye etmişti. Bir dergiden fotoğrafını bulup ‘’ buna başlayacağım hocam ‘’ dediğinde ‘’ bu çok zor, yani yapabilecek misin? tavsiye etmem’’ diye burun kıvırıp alttan alta ‘’ yaparsan hiç yardım etmem yani’’ mesajı veren hocaya inat, içinde 30 a yakın bal kabağının bulunduğu bol samanlı resmi, günde bir iki kabak boyayarak, resmin kuruma süreleri de dahil üç ay gibi bir sürede bitirmiş, diğer kurs hocalarının kayıtsız kalmayarak, şehrin merkezindeki bir galeride açılacak yıl sonu sergisi için seçtiği bu son resmini de gururla sergide izlemişti. Elinde kalan bu son eserini de satın almak isteyerek duvardan indirmeye kalkanlar olsa da kibarca reddetmişti artık. O hevesle kurs bittikten sonra yeni bir resme başlasa da, bembeyaz bulutların arasında, kovanın içine oturmuş, yeni doğan, gülen bir bebek resminin sadece ana hatlarını, geri planını boyayabilmiş, ön planı ince fırçalarla çizemeden, aralarda yaptığı bazı iş başvurularına geri dönüşler almaya başlamıştı. O geri dönüşlerden birini değerlendirip işe başlayınca, gökteki zembilin içindeki yavrucak, bir daha netleşmeye fırsat bile bulamadan flu olarak kalakaldı. Peki ekürinin diğeri, yalnız kalmayayım diye kursa gelene ne mi oldu? Rahatına düşkün olmasına rağmen o da kendinden beklenmeyen bir gayretle üç resim yaptı. Kokoşlarla gün geçtikçe samimiyeti artırarak onların gözüne girip ‘’ bekar mısın’’ sorularına ‘’ evet’’ diyerek bir umut yırtar mıyım moduna girse de , samimiyetleri aynı diğer ekürisiyle olduğu gibi kurs bitince fıs diye sönüverdi. Zorunluluklar asla gerçek samimiyet ve muhabbetin verdiği lezzet gibi olamazdı. Bu iki şey birbirinden çook uzaktı çok..
··
137 Gösterim
12 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Had safhada keyifli bir yazı yine, elinize sağlık. Uzun olmasına rağmen bırakamıyor insan elinden, tek eleştirebileceğim şey, tabloları içerik olarak kullanmamanız olurdu. Tek soracağım da bu kurslara iştirakiniz, ama sorulmuş o da aşağıda. Teşekkürler bu güzel hikaye için.
Hatice Mehlika
Gönderi Sahibi
Teşekkürler :)
Keyifle okudum. İki yıl önce büyük bir aşkla gittiğim ebru kursu aklıma geldi. Ertesi sene kurs salonunu belediye lokantaya kiraya verince ve yeni kurs yeri uzak olunca benim de hevesim kursağımda kalmıştı. Ebruyu evde yapmak oldukça zor çünkü. Ayrıca kıymetli piyasa ressamı Bob Ross ile büyüdüm ve çok severim, annem de onun gibi resim yapar. Bu ülkeye resim sevgisi aşıladı adamcağız. 😊 Kaleminize sağlık...
Hatice Mehlika
Gönderi Sahibi
teşekkür ederim sevindim beğenmenize :).. Bob Ross candır ya :) çok sevimli adamdı..
Bitmeyen yazı ✍️ 😁çok güzel yazmışsınız aynı eski yazarların romanlarındaki karakter analizleri gibi kendimi onları okur gibi hissettim
Hatice Mehlika
Gönderi Sahibi
:))alaturka diyosunuz yani .. ilk defa böyle bir yorum aldım ve hoşuma gitti. .Teşekkürler :)
Çok geç okusamda kaçırmadığım için sevindiğim yazılardan biri Şimal hanım emeğinize sağlık. Kurslardaki kişilerin analizi çok yerinde olmuş. Eleştirinizde çok naif "Çok sırıtıyor çok" :) Ah o kurslardaki emekli tayfası neyse deyip geçiyorum ben de En son iş bulan dışlanmış kızın akibeti aynı ben. İş bulunca 1k yı aksatır oldum. Yazınızı yeni okuma şansım oldu. Kitaplara zor vakit buluyorum :(((
Hatice Mehlika
Gönderi Sahibi
Teşekkürler beğendiğiniz için :)
Ressam Bob, Kenan Evren ve İSMEK benzeri bir platformu bir araya geriren özgün ve keyifli bir hikaye olmuş:) Aradaki detayları da mesleğinizle ilişkilendirmek lazım sanırım:) Ellerinize sağlık Şimal hanım...
Hatice Mehlika
Gönderi Sahibi
Teşekkürler Necip bey :) keyf alarak okumuşsanız ne mutlu bana :)
Reklam
Eğlenceli olmuş Şimal Hanım, keyifle okudum, gerçekten yakıştırmalarınız da pek havalı. Çok ayrıntılı biliyorsunuz bu kursları, katıldığınız var mıydı :)
Hatice Mehlika
Gönderi Sahibi
Olmaz mı :) beğenmenize sevindim :)