Gönderi

Başka Bir Hikaye Etkinliği 2 (04-11.08.2018)
Evet, #32033924 iletisinde açıkladığım etkinliğin ikinci haftasında Onat KUTLAR'ın İshak kitabında bulunan Hadi adlı öyküsünü okuyup değerlendireceğiz. İlk hafta acemiliğimizi #32034196 iletisinde görebilirsiniz. Bu hafta için şöyle birşey yapalım isterseniz. Etkinliğe katılmak isteyenler Pazar akşamına kadar hikayeyi okuyarak burada toplansınlar. Beyaz Pantolon'a göre çok daha fazla şey çıkacağına eminim. Tabi düşünceleriniz için bu ileti ve link haftaya cumartesiye kadar buralarda kalacaktır. İsteyen görüşlerini daha erken ya da daha geç de belirtebilir. Pazar akşamı uygun değil diyenler için de fikirlere açığım. Herkese iyi okumalar. LİNKLER KALDIRILMIŞTIR
Etkinlik
··
26 Gösterim
11 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Evet, pazar akşamı geldi ve benden başka kimse gelmemiş, mecburen ben bir şeyler yazacağım yine. Kurbağa gözlü bir kız var başta (pardon aslixan:) kediyle oynayan- yalnız tam olarak anlaşılmıyor gerçekten var mı? başka bir şey mi , ölmüş mü- hiç olmamış mı. Hikayeyi bu kız şekillendiriyor hadileriyle. Bir yerde intikam kelimesi de geçiyor hatta. Hikayeyi okurken içiniz sıkılıyor, ama kızdan mı , hikayenin sonundan mı belli değil. Vişneçürüğü rengi bile özel olark konulmuş oraya bence. Neyse şimdilik bu kadarla kalayım. Sonra duruma göre devam edebilirim belki.
Erhan dün misafirlerim vardı, o yüzden Pazar akşamı kuralına uyamadım. Bugün okuyabildim öyküyü... Bu tip postmodern öyküler için benim bakış açımı sen biliyorsun aslında... Bu öyküde de çok farklı bir his yaşamadım. Eskiden şöyle oyunlar oynardık; size dört tane kelime vereceğim, içinde bunların hepsinin geçtiği bir hikaye yazın... Kelimeleri veriyorum; kedi, ayna, vişneçürüğü, tabanca... İşte bu hikaye de sanki bu şekilde kaleme alınmış gibi... Benim için çok fazla bir şey ifade etmiyor. Edebiyattan aradığım şeyin karşılığını bu şekilde bulamıyorum. Ancak bu tip hikayelerdeki o soyut görüntünün içinde gezmekten hoşlanan okurları da anlayabiliyorum. Buradaki öykü, bir öykü olarak değil de bir tablo olarak çıksaydı karşıma çok etkilenebilirdim. Hatta çok güzel bir tablo olabilirdi bu öykü, senin diğer hikaye etkinliğine eklediklerin gibi... Ancak yazarak kurgulamak çok farklı bir şey. Muazzam bir birikim ve yetenek gerektiriyor. Başka şeyler de... Haddimi aşmak ve yanlış anlaşılmak istemem ama demek istediğimi açmak adına şunu söylemeliyim; Bakın beni sessiz ve kimsenin rahatsız etmeyeceği bir odaya bırakın, birkaç saat içerisinde size bu tip bir öykü yazabilirim. Kendime metofarlaştırabileceğim dört kelime seçip soyut bir konuda bu kelimeleri bol bol yedirip servis edebilirim size... Ancak bırakın sessiz bir odayı, bana 1 ay kafa izni verip Burgazada'ya yerleştirin, Tolstoy'un Tipi kitabındaki çok sevdiğim 'Toprak Ağasının Sabahı' gibi ya da Sait Faik'in Mahalle Kahvesi gibi bir hikayeyi yazamam... Çünkü böyle bir hikaye yazmak için bana dört kelimeden çok daha fazlası gerekiyor. İşte o yüzden her zaman söylediğim gibi tekrar ediyorum; bana göre Postmodernizm bir yenilenme değil, nitelikli olandan kaçıştır. Hesap verilemeyen bir yazım türünün bence çok fazla bir değeri de yoktur. Çünkü postmodern bir eserde 'sana göre bana göre'lerden geçilmez... İstediğin her yere çekebilirsin... Neyse daha fazla uzatmayayım:) Hikaye bana hiçbir şey sorgulatmadı. Sadece Çehov'un tüfeği patladı, o açıdan mutluyum:) Oysa ki patlatmayabilirdi de... Postmodern bir öykünün her şeyi yapmaya hakkı var çünkü:) Teşekkürler etkinlik için:)
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
O zaman uzatmamak adına, bir iki şey söyleyip susuyorum. Modernizm postmodernism bildiğim kadarıyla öncelikle mimaride ortaya çıkan şeyler. Arada epey akım var bolca, Mesela resimde neoklasik diye bir şey var, klasiği dönüş gibi bir şey. Ama Tolstoya ne diyordu, mesela realist, ya da zolaya naturalist, aşırı realist. Her şey bir önceki akıma tepki olarak doğuyor. Post modernizm de klasik edebiyata değil, modern edebiyata karşı bir akım aslında galiba. Mesela Joyce Ulysses için (modern) öyle bir kitap yazacağım ki yüzlerce yıl profesörler onun üzerinde çalışacak demiş. Senin dediğine uyuyor değil mi? Ama bu kitap modern bir klasik. Postmodern klasik var mı peki, Gülün adı sayılabilir belki. Ya da italo Calvin oda bir şeyler, gerçekten o kadar yetkin değilim bu konuda. Ama şöyle söyleyeyim, bir eser okuduğumda beni bir yerlere çekmeye çalışmak yerine dolaylı olarak bir şeyler öğrenmem sağlıyorsa daha çok seviyorum onu. Mesela puslu kıtalar atlasında, bir şeyleri araştırma ihtiyacı hissediyor insan. Ya da şu anda julio cortazar okumaya çalışıyorum ara sıra kötü tercümeye rağmen. Kitabın başında Marquez, bir örnek vermiş zuanghiden, kelebeğin rüyası ile ilgili. İşte rüya aslında kimin. İlk hikayenin de benzer olduğunu görünce hoşuma gidiyor benim. Farklı yoldan elde ediyorum bilgiyi, hem öğreniyorum hem zevk alıyorum üstüne burada ukalalık da yapabiliyorum. İnsan daha ne ister. Az kaldı uzatacaktım daha, ama akıllandım artık, güzel olan hep güzeldir ve her şey görecelidir deyip kapatıyorum konuyu. Sağlıcakla kal
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Etkinlik sona ermiştir, Katkı sağlayan herkese teşekkürler.
Tamam pdf olarak oldu. İndirdim açtım. Teşekkürler...
Açamadım...
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
pdf linki ekledim şimdi- onu deneyin bir de
Reklam
Alışılagelmiş öykücülükten çok farklı bir tarzda yazılmış bir öykü. Bu tarz öyküler modern öykü oluyor sanırım. Metin abi öyle diyor. Hatta bizim alıştığımız tarzdaki öykülere demode diyor kendisi ve bizi yenilikçi olmaya davet ediyor. Haklı.. Bu öyküde eksiltmeli cümleler vardı. Bu eksiltmeli cümlelerin ne olduğunu yine üstadımız Metin abi anlattı bana sağolsun. Ve ilk onun öykülerinde denk geldim bu cümlelere bu yüzden "Hadi" öyküsünde bu tarz cümleleri görünce yadırgamadım ve bir kıyafeti tamamlayan, ona hoş bir hava veren aksesuar gibi, o cümlelerde öyküye değişik bir hava vermiş ve çok yakışmıştı bence. Öykünün yüzde doksan beşi kısa cümlelerle yazılmıştı. Bu beni yordu biraz belki de fazla alışık olmadığımdandır, bilemiyorum. Yani her cümle bir önceki veya sonraki cümle ile ilintili değil de hepsi tek başına bir Cumhuriyet gibiydi. Ama tek başına da bir anlam ifade etmiyorlardı. Cümleler, tıpkı de monte eşyanın parçaları gibiydiler ve ancak bir araya gelince bir anla ifade edecek ve bütünü oluşturacak tarzda cümlelerdi. Öyküye baktığımızda bu cümleler bence gayet iyi monte edilmiş ve muntazam bir şekilde bütün oluşturulmuş. İlk başta afallayıp neler oluyor? Ne anlatıyor bu öykü desek de, devam ettikçe o büyülü gerçekçiliğin büyüsüne kapılıp bir şölen yaşıyoruz. Bu tarz öykülerde ne anlattığı, ne mesaj verdiği ya da olayların ne olduğuna bakılmamalı, daha çok tüm bunları nasıl anlattığına bakılmalı. Zaten öykünün üslubu o kadar dikkat çekici ki diğer bütün kavramlar geri planda kalıyor. Ben kendi adıma çok beğenerek okudum. Tuhaf bir aurası vardı öykünün. Karakterlerin ve yaşanan olayların mistik bir havası vardı ve bu bilinmezlik okuru daha çok düşünmeye ve farklı çıkarımlar yapmaya yöneltiyor. Yani demem o ki baya etkilendim ve bu tarzda bir öykü denemesi yapmalıyım diye düşündüm. İnşallah yapabilirim. :) Sevgiler
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Son zamanda incelemeleriniz göremiyordum fazla, Metin Hoca'nın hikayelerini değişiyormuşsunuz galiba. Evet, düz adam modunda anlaşılamamamak içn uğraşan şeyler çoğunlukla modern oluyor diye bişiyorum, bazı şeylerş anlamak için bazı şeyleri bilmek gerekiyor. Joyce, Woolf, Broch, Musil işte modern edebiyatın en önemli isimleri. İkinci dünya savaşından sonra ama postmodernizm çıkıyor. Neyse Metin Hoca tam bir yanıt verebilir bunlara. Sembolizmle alakalı bir şeyelr var ama anlaşılabileceği gibi. O bahsettiğiniz tuhaf aura bazılarını itse de ben de sizin gibi ona kapılanlar arasındayım. Öykü denememizi de bekleyeceğim dört gözle.